Türk Spor Ajansı

MİLLİ TAKIMDA DEĞİŞİM ŞART!

A+
A-
04.07.2021
66
ABONE OL

TFF, Avrupa şampiyonası sonrası aynı başarısızlığın yaşanmaması için eylem planı açıklaması beklenirken, Şenol Güneş’le devam kararı sorunları ‘halını altına süpürme’ eğilimini işaret ediyor.

Başarısız turnuva sonrasında hiçbir reformist karar almadan kuru kuru ‘yapılacak çok iş var’ söylemi başarısızlığın basite indirgendiğini, nedenlerinin tam olarak anlaşılmadığını, başarısızlığa kayıtsız kalındığını ve kaldığımız yerden hiçbir şey olmamış gibi devam edileceği mesajı veriyor. Yani, Avrupa şampiyonası öncesinde Caner, Efecan, Halil gitmiş Rıdvan, Kerem ve Halil İbrahim gelmişti, Dünya kupası sürecinde büyük bir sürpriz olmazsa Enes Ünal ve Burak Yılmaz gider Ahmet Kutucu ve Cenk Tosun gelir, gibi görünüyor.

Bir kez daha hatırlatmakta fayda var: Avrupa şampiyonasında biz üç maçta yenilmedik, kaybettik. Üstelik,futbol anlayışımız, yönetim ve organizasyon becerimiz, strateji ve planlamamızla bir bütün olarak ‘kaybettik.’

Modern futbolun gereklerini yerine getirmezsek uluslararası bir turnuvada başımıza gelecekleri biliyoruz artık.

Deneyim bu işte!

O halde, suçlayacak kimse yok ve kaçıp saklanacak yer yok, başarısızlığın nedenlerini başka yerlerde aramaya gerekte yok. Bu durumda, şapkamızı önümüze koyup ciddi bir reform planı yapmamız gerekirken, TFF’nin yabancı oyuncu sayısı ve genç oyuncu oynatan takımlara prim verilmesi kararı başarısızlığın ‘neden-sonuç’ ilişkisinin doğru kurulamadığını gösteriyor. 

Futbolu yönetenler paralı iş adamı olunca her sorunu para ile çözeceklerini düşünüyorlar. Milli takıma abartılı prim, teknik direktöre abartılı maaş, genç futbolcu oynatan kulübe prim, iyi maç yöneten hakeme prim…

Futbol çağdaş bir yönetim anlayışı ile yönetilmiyor para ile biçimlendirilmeye çalışılıyor. Oysaki, sorun para değil, paranın verimli kullanılması, üretime yeterince katkı sağlamamasıdır.

Milli takım formasını her fırsatta ‘aşk ve tutku’ ile giydiğini vurgulayan bir futbolcunun derdi para olabilir mi?

Motivasyonla gaz verme arasındaki farkı bir türlü anlayamıyoruz.

Her turnuvada “biz bitti demeden bitmez, “bizin çocuklar” gibi hamasi nutuklar atıp, mantıksız lakap ve sloganlar türetiyoruz. Bir taraftan ‘Vatan, Millet ve Bayrak’ edebiyatı yapıyoruz, diğer taraftan turnuva da en yüksek primi veriyoruz. Milli takımdaki prim kavgalarını unutarak, paranın milli ruhu öldüreceğini, manevi yoksunluğa yol açacağını düşünmüyoruz.

Sorun sistem sorunudur.

Şampiyona net bir şekilde gösterdi ki, Milli takımın oyun karakterimiz (özgün bir oyun anlayışımız) yok. Strateji ve planlama becerimiz çok zayıf, oyunu çok yönlü oynayamıyoruz. Ayrıca, çok ciddi analiz sorunumuz var. Rakiplerimiz, bizi çok kolay çözüyor. Oyunda B ve C planın sadece defans oyuncusunu forvet, forvet oyuncusunu defans oyuncusu ile değiştirmek olduğunu zannediyoruz.

Sorun altyapı değil genç oyuncuları şekillendirme ve geliştirme, yani üst yapı yönetim ve organizasyon sorunudur.

Yaş ortalaması 23 olan bir milli takım gerçeği varken, ülkede ‘genç futbolcu yetişmiyor’ denilebilir mi?

Altını çizerek belirtmek gerekir ki; Milli takım parasızlıktan veya genç futbolcuların yokluğundan başarısız olmadı aksine para ve genç futbolcu israftan başarısız oldu.

Bunları değerlendirdiğimiz zaman  “kötü yönetilen futbol” konusuna nasıl bakmalıyız?

1) Olayı doğru analiz edebilmeli,

2) Doğru karar verebilmeli,

3) Reform için doğru hizmet ve hamleler yapabilmeli,

4) Kolektif koşullarda da futbolun sivil toplum örgütleriyle iş birliği yapma yoluna gitmelidir.

Sorun anlayış sorundur.

Kendi oyun anlayışımıza uygun oynama ile rakibin oyun anlayışına uygun oynama arasında çok ince bir fark vardır. İki anlayış birbirine yakındır. Ama ilkinde inisiyatif ve kontrol sizde; ikincisi ise rakiptedir. Bu oyun içinde maça göre değişen stratejilerle maçı değiştirecek stratejiden yoksunluk anlamına gelir. Bu nedenle, turnuvada, kendimize ait bir oyun anlayışı olmadan rakibin oyun planına göre taktik anlayış geliştirmek büyük bir handikaptı. Çünkü rakibe göre doğru oyuncular seç (e) mediğiniz için korkak oyun karakterimiz oyuncuların özgür karakterini baskıladı, sahada özgür olamayan oyuncular kendi kişilik, yetenek ve becerilerini sınırlandırmak zorunda kaldılar.

Bilimi kullanmayı bilmiyoruz.

Futbolun sorunlarını bilim, eğitim ve kültürle çözmek yerine kapitalist bir anlayışla para ile çözmeyi düşünmek, futbol insanlarını duyarsızlaştırıp daha kolay tüketmekten başka bir işe yaramaz. Bu büyük bir yanılgıdır.

Futbolda bilimini birkaç performans ölçüm aletinden ibaret sanıyoruz. Spor geçmişi ve bilimsel yayınları futbol olan akademisyenlerden bir futbol bilim kurulu oluşturup “Futbol Kongresi”, “Futbolda Reform Çalıştayı”, “Futbolda Sorunlar ve Çözüm Yolları” konulu paneller”, “Bilimsel Tez ve Makaleleri” örneklerini içeren geniş kapsamlı bir projeyi hayata geçirmeyi düşünmüyoruz. Burada kastedilen şey, büyük bir çoğunluğunun futbolla ilgi ve bilgisi olmayan, Spor Bilimleri dekanları ve Yüksekokul müdürlerini toplayıp görüş aldıktan sonra ‘aynı tas aynı hamam’ yola devam etmek değildir.  

İş birliği yapamıyoruz.

Sistemden beslenen insanları devre dışı bırakıp futbolun paydaşlarını, bir araya gelip sorunları tartışma olasılığımız yok. Duayen gazeteci Erdoğan Arıpınar’ın önerdiği gibi futbolun akil insanlarını bir araya getiremiyoruz.

İyi olan seçenek, iş birliğinin çaba gerektiren ve zorlu türüdür. Atışma ve didişmeleri bir kenara bırakıp, birbirlerinden hoşlanmayan ya da birbirini anlamayan; kulüp başkanları ve teknik direktörleri, hakemleri, futbol yazar ve yorumcularını bir araya getirip, başarısızlığın nedenlerini tartışma ve çözüm üretmektir.

Türk futbolu ve milli takımlar için; Ali Koç, Ahmet Ağaoğlu, Ahmet Nur Çebi, Burak Elmas, Göksel Gümüşdağ ve Nihat Özdemir’in bir masada;

Abdullah Avcı, Aykut Kocaman, Fatih Terim, Mustafa Denizli, Sergen Yalçın ve Şenol Güneş’in bir başka masada;

Deniz Çoban, Bülent Yıldırım, Erman Toroğlu, Selçuk Dereli ve Serdar Tatlı’nın bir diğer masada;

Futbolun sivil toplum paydaşları dernek, vakıf, sendika ve medya temsilcilerinin çözüm üretmek için bir başka masada bir araya gelmeleri ütopya olmamalıdır. Bu yapılırsa, Türk futbolunda içi boş slogan atılmaz “DEVRİM” yapılmış olur.

Futbolda, devrim baştan aşağı kökten değişim gerektirir.

Futbolda devrim yapacağım diyen yöneticinin önce kendi zihninde devrim yapması, önceki yönetim anlayışının tamamını terk etmesi futbol anlayışına yeniden başlaması gerekir. Yeni bir bakış açısı, yeni metot, yeni bir kadro, yeni yapılanma ve planlama olmazsa olmazdır. Yönetimde devrim dediğiniz zaman teşkilat yapısından, yönetim tarzına kadar her şeyin değişmesi gerekir.

Teknik açıdan düşünürseniz, yeni bir anlayış gerekir.

Kaldığı yerden devam ederken bir iki sistem değişiklik yapmak devrimcilik değildir. Yönetici aynı, antrenör aynı, futbolcu aynı bir tek değişen taktik (onu da oyuncu maç içinde kendiliğinden değişiyor) bunun adı devrim değil, devrimin ne olduğunu bilmemektir.

Bu bağlamda, başarısızlığın ‘oldu bitti’ye getirilecek bir yönü yoktur/olmamalıdır. Avrupa şampiyonasındaki başarısızlığı sonrası üretkenlik, yaratıcılık ve stratejik planlamaya odaklanmak gerekirken zaman boşa harcanıyor.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.