Türk Spor Ajansı

ŞİDDETİ SEVİYORUZ

A+
A-
03.09.2022
118
ABONE OL

Toplumsal yaşamda olduğu gibi futbolda da şiddet eğilimli bir toplumuz. Yani toplumsal algı mekanizmalarımızı hem işleten hem de bu mekanizmanın veri olarak kullandığı değer yargımızın bazıları, futbolda da şu veya bu biçimde şiddete atıf yapıyor.

Aslan gibi takım, koç gibi sağ bek, canavar gibi golcü veya panter kaleci dediklerinde hemen övünmeye başlıyoruz.

Gol atan veya penaltı kurtaran takım arkadaşını tekme-tokat atarak tebrik eden futbolcularımız var.

Oyunda şiddetten veya taraftar baskısından yılmış futbolcu varsa ‘futbol erkek oyunudur’ diyerek onu aşağılıyoruz. Aynı erkeklikle sarhoş olup Futbol Federasyonunu kurşunlamayı marifet sanıyoruz.

Sert ve yıldırıcı oyun tarzı ile rakiplerini sindiren futbolcumuz varsa, onunla övünüyoruz. Takımı için ölümüne oynayan “delikanlı, gözü gara, yiğit, mert, mangal yürekli” ve daha yüzlercesini sıralayabileceğimiz her sıfat, sert karakterli futbolcunun şiddet uygulama becerilerini yüceltmek için kullanıyoruz.  

Daha koruyucu olacağını zannettiğimizden olsa gerek, her takımda bir ‘abi’ futbolcu olmasını istiyoruz. Birçok takımın başarısızlığını takımda ‘abi’ futbolcu olmamasına bağlıyoruz.

Yöneticiler, hakemlere “Adil davranın” derken, “Güç bende, neyin en doğru olduğunu ben bilirim, bana itaat edin” demek istiyor. Hakeme şiddetin kaynağı oyuna hükmetme arzusunun bir uzantısıdır. Bu duygu o kadar yoğun ki, öfkelerinden gözleri görmez olur.

Bazı teknik direktörlerin, centilmenliğe karşı yapısal bir eğilimi yok. Başarısız sonuçlar alındığında ilk tespitleri, futbolcularının saha da yeterince savaşmaması oluyor. Bu teknik direktörler özeleştiri yaptıklarında, “daha saldırgan olmamız gerekiyordu, olamadık” mazeretlerine sığınıyorlar. Aynı şekilde, saldırgan futbol oynamadıkları için taraftarlarından özür dileyen futbolcular var. Sorun, bu futbolcuların iyi futbol oynayıp oynamadıkları değildir. Sorun taraftar baskısı ve kabul görme arzusu ve beklentiye uygun olarak saldırgan oynayıp oynamadıklarıdır.

Takımda, iyi futbolcu Ronaldo gibi sıksa taşın suyunu çıkartacak pazulara, baklava karın kaslarına sahip olmalıdır. Sahada rakiple didişen, sert oynayan hırçın futbolculara özel ilgi ve sevgimiz vardır. Çelimsiz, ufak tefek, korkak, güçsüz futbolcuları pek sevmeyiz. Rakip futbolcuların sert darbelerine maruz kalan, ikili mücadelede sürekli yere düşen, ürkek ve korkak futbolcular, taraftarın gözüne batıyor. Bu futbolcular için söylenecek söz belli ve klasiktir “Kalk la yerden, karı gibi futbol oynama!”.

Saha içinde tartışan futbolcular olduğunda “bunlar neden futbol oynamıyor,  tartışıyor” diye düşünmeden “kimin haklı olduğuna bakmadan” taraflı tutum sergileyerek rakip oyuncuya ayar veriyoruz.

Taraftar takımını seviyor ama skora bağımlı, bir pozisyona saptanıp kalıyor, eleştiri ve suçlama arasında denge kuramıyor, en önemlisi kendini ‘avcı’ rakibini ‘keklik’ zannediyor. Bu nedenle, kaba kuvvetle güçlü takım arasındaki ayrımı kavrayamıyoruz. Taraftarlık algısını “şiddet” eylemleriyle örtüştürülerek işletiyoruz. Örneğin, maça giderken metro, otobüs durağı veya benzinlikte karşılaşılan rakip takım taraftarlarına saldırmak marifet zannediyor, “ölmeye ölmeye geldik…” tezahüratı ile futbolculardan rakiplerine karşı “sert oynayarak ürkütmelerini ve baskı altına alarak sindirmelerini” istiyoruz.

Fanatik taraftarların oyunculara hak ettiği saygıyı göstermekten uzak, kışkırtıcı bir tezahürat anlayışımız var. Şiddet içerikli “Vur, kır parçala, bu maçı kazan” sloganı ile futbolcuları motive ediyoruz.

En ufak bir olayda taraftarlar yerlerinden fırlıyor.  Maç başından beri söyledikleri marşların yerini küfürler alıyor.  Sahadaki sorun hakemin gösterdiği kartlarla giderilse de tribündeki gerginlik, çığlıklar, bağrışlar, küfürler yetmezmiş gibi bozuk para, plastik su şişesi ve çakmaklar havada uçuşuyor. Yapılan anonsa rağmen sakinleşmeyi reddeden fanatik taraftarlar var.

Şampiyonluk gibi en mutlu günlerimiz tıpkı düğün konvoyunda olduğu gibi yolları trafiğe kapatarak, araç içlerinden sağa sola kurşun saçarak kutluyoruz.  Bu tür davranışların aleyhte sonuçlarını kavrayamıyoruz. 

Şiddetten kaçınmıyoruz, şiddetin sonrasında kaçıyoruz; kimimiz gerçeğimizden, kimimiz sorumluluğumuzdan, kimimiz görevimizden, kimimiz vicdanımızdan veya kimimiz benliğimizden…

Sonuç olarak, insanların geçici olarak ‘şiddete hayır’ maskesi takarak yaşamaması, şiddete ‘kötü’ demenin ötesinde bir anlam biçmek gerekiyor. Çünkü yaygın ve yapısal olan şiddet geçici bir insani zaaf değildir. Sadece futbolda değil, toplumsal yaşamda da şiddete karşı durmak insan olmanın bir gereğidir. Anlayana!

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.