Türk Spor Ajansı

ZABALETA, ALTAY, GÖZTEPE VE HUKUK

fatih.kuscu@h2der.org
A+
A-
28.11.2022
192
ABONE OL

1998 yılında UEFA Kupası 2. turunda 2 İspanyol takımı karşılaşacaktı. Nihat Kahveci’nin kalplerimize kazıdığı Real Sociedad, henüz Türk golcüsüne kavuşmamıştı.

İlk maç Madrid’deydi. Sonraları, Arda Turan ile anmaya başladığımız Atletico Madrid ile.

8 Aralık 1998’de, evinde 2-1 kazandığı maçın rövanşına çıkacaktı Sociedad.

Maçtan 3 saat önce bir grup dazlak, üzerinde konuk takım, Real Sociedad forması olan birkaç kişiye saldırdı. Vicente Calderon Stadı’na çok yakın bir yerdi.  El Parador adlı barda, kız arkadaşı Veronica ve altı yaşında bir çocuğu korumaya çalışan Aitor Zabaleta, kalbinden bıçaklandı. Maça dakikalar kala, Zabaleta’nın öldüğü haberi stada ulaşmıştı. O gün özel bir şey yapılamadı. 

O günleri, “Hatice’ye Mektuplar” kitabında Yiğiter Uluğ da anlatmıştı. Saygı duruşu vb bir aksiyon için düşünecek zaman bile bulunamamış, herkes, bir sonraki maçı bekler olmuştu.

İlk maç bu kez bir La Liga maçıydı, 5 gün sonraydı ve yine Madrid’de bu kez Real Madrid ile oynanacaktı. Herkes, kola siyah bant mı takılacak, yok simsiyah forma mı giyilecek, nasıl bir tepki verilecek diye merakla beklerken, takım, klasik Real Sociedad forması ile sahaya çıkmıştı. Tarih 13 Aralık 1998’di. Mavi beyaz çubuklu formada bir büyük farklılık vardı: herkes kendi numarası ile sahadaydı ancak hepsinin sırtında ZABALETA yazıyordu.

Bütün takım, Zabaleta olmuştu; “her birimiz onun yerinde olabilirdik” mesajı, bütün dünyaya yayılıyordu.

Tam 20 yıl sonra, ölümünün 20. yılında anılırken, bu kez takım sahaya 20 numaralı formalarla çıktı. Herkesin forma numarası aynıydı, 20 numara ve isimler Zabaleta…

İspanya’nın hemen hemen tüm büyük statlarında Aitor Zabaleta için tezahüratlar yapıldı, yapılır ve anılır, bir tek stat hariç: Vicente Calderon! Ölen bir genç, ‘taraftar’ olmak suçuyla cezalandırılır.

Bu işin sosyolojik yönü ancak bir de hukuki yönü var.

Cinayetin ardından yaklaşık 3 yıl süren soruşturma sonunda, aşırı sağcı Bastion oluşumuna ait bir grup saldırgan yargılandı.

‘Suç bireyseldir’ ilkesi, ‘kim vurduya gitti’ kavramına yenilmedi.

Ricardo Guerra Cuadrado isimli saldırganın katil olduğu saptandı.

Katil, 17 yıl hapse, ailesine 20 milyon peseta (yaklaşık 120 bin Euro), kız arkadaşına 10 milyon peseta (yaklaşık 60 bin Euro) ödemeye mahkum edildi. Hukuk işledi, yasalar, hem de hiç hafifleştirilmeden ve olabildiğince hızla uygulandı. Caydırıcılık kesin hedefti.

Bize gelince…

Sporda şiddet ve düzensizliği önlemek için oluşturulmuş ve yürürlükte bulunan bir yasamız var.

Altay-Göztepe maçında, tribünden tribüne atılan öldürücü fişeklerin varlığı, stat güvenliği kadar basit bir sorun değildir.

Kaleciye, bayrak direği ile saldırıp vuran (bir kişi dahi olsa) saldırgan, basit bir güvenlik sorunu değildir.

Her ne kadar maçları sahibi TFF olarak görülse de, bu işlerin önleyici gücü devlettir.

Türkiye Cumhuriyeti büyük bir devlettir.

Fenerbahçe otobüsüne kurşun sıkanlar, daha da gecikmeden yargı önüne çıkarılmalıdır.

Mehmet Topal’ın arabasını kurşunlayanlar, yakalanıp en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.

Taraftar olaylarını örtbas etmek için polise / yargıya müracaat eden kulüp yöneticileri, aynı içeriklerle cezalandırılmalıdır.

Sporda şiddetin birinci çözümü eğitim ve spor kültürünün gelişmesi olabilir.

Ancak, holiganizmle mücadelede, hukuki kararlılıktan asla taviz vermeyen İngiltere örneğindeki gibi, hiçbir suç cezasız kalmamalıdır. Yoksa, Zabaleta’nın ardından Fermin Muguruza’nın yazdığı Urrun (Uzak) benzeri daha çok şarkı dinleriz…

Her şey çok uzak, evimin kapısının dışında… Doğuştan kazanılanlara saygı yok… Aralık ayıydı; Irak bombalandı, Toulouse’da bir mağrip öldürüldü ve Madrid’dekiler, Aitor Zabaleta’yı, bir Bask’ı katletti… Doğuştan kazanılanlara, saygı yok, her şey çok uzak, evimin kapısının dışında…

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.