ozdamarekrem@gmail.comMilli Sporculuk: Atletizmde Türkiye Rekortmeni, ISF 2. Balkan Şampiyonu, Avrupa 2., Dünya Oyunları 1., İslam Oyunları 1. Uluslararası kürsüler…Öğretmen Lisesi, Spor Akademisi Mezunu. GSGM Uzman Antrenör, GSGM İl Spor Müdürü Yardımcısı,Gazetecilik: TV Yapımcı, Yönetmen (61 adet Türkü Filmi, MagazinProgramları, Spor Programları, Haber, Drama Filmleri, Kurtuluşun İlk Kurşunları gibi belgeseller...
Esenyurt Üniversitesi Spor Medya ders notlarıma bakarken konuyu ele alayım dedim…
Çağımızın, ses ve görüntünün radyo izotoplar ile taşındığı elektronik, mekatronik ve yapay zeka gelişmeleri ile çok süratli bir iletişim çağı olduğunu görüyoruz…
Telgraf ve posta ile haberleşmeden internet hızına, sınırlı web 1:0’dan daha gelişmiş kapasiteli web 2:0 ve video kullanım zenginliğine ulaşan web 3:0 ve nihayet saniyede 100 gigabit web 4:0 hızına ulaşan yapay zeka hizmetlerine evriliyoruz…
Tabii spor da bu teknolojik gelişmelerden nasibini fazlasıyla aldı, alıyor… Yüksek kalitede ve çözünürlükte maç yayınlarının uplink, downlink yapılabilmesi… E Spor Video Oyunları… Audio video editing scriptlerin, ses ve görüntü planlarının, senaryolarının yüksek hacimli gigabitli olarak, yüksek çözünürlüklü biçimde bilgisayar ortamlarında işlenebilmesi vs gibi hizmetler ve teknik yatırımlar, profesyonel kadro istihdamları…
Özetle spor medyayı, medya da sporu geliştirmiş; Büyük bir Global Spor Sanayi, Dünyayı kuşatmış, spor alanları spor araç ve gereçleri ile çok sayıda spor dalında, çok sayıda hizmetli, yeni yeni meslekler, antrenörler, branş uzmanları, fizyoterapistler, spor psikologları, sporcular, inanılmaz bir sosyal yapıya, kapasiteye iş imkanlarına ulaşmıştır…
“Spor to be the best yarışıdır” derler ya, Medya da öyledir…
Halen spor ve medya birbirini etkilemekte ve trilyonlarca dolarlık spor ekonomisi hüküm sürmektedir…
Maç yayınlayan kanal ile maç yayınlamayan tv kanalı arasında; reklam kuşaklarında Reytting×dolar×saniye hesabı ile yüzmilyonlarca, hatta milyarlarca dolar gelir, ekonomik fark ve üstünlük vardır… Buna göre TV kanallarının kadrolaşması da en iyilerden oluşmaktadır…
“Spor Medyası” da bir “to be the best” yarışıdır…
Spor Gazeteciliği yaparken; geleneksel gazetecilikten modern gazeteciliğe, internet gazeteciliğine geçişi; Resim ve bilgi aktarımının posta, telgraf, telefon, telefoto, laserfax ile ve baskıların Tipo baskıdan ofset baskıya, sonra digital baskıya… internet teknolojisinin gelişimi ile, elektronik sayfaya, Modern Gazeteciliğe nasıl evrildiğini, bir kısmını okuyarak bir kısmını da yaşayarak, yaparak, gözlemleyerek Türkiye Gazetesi, TGRT ve FOX tecrübesi ile farkında olanlardanım…
Öyle ki, spor sayfası için editörlük, muhabirlik, spor müdürlüğü yaparken, internetsiz geleneksel gazeteciliğin pikaj, montaj, kamera, ofset bölümlerini de bizzat teneffüs etmiş biriyim…
Gazetecilik, Spor Gazeteciliği, 1980’lerde Babıali denilen Cağaloğlu’nda yorucu ve zevkli bir koşuşturmaca, hatta tiraj için bir yarışmaca, amansız bir kapışmacaydı…
Olanakların sınırlı olduğu günlerdi… Bizzat gözlemlediğim, Besiktaş’ın Gordon Milne’li yıllarında futbolcuların başında durarak “push push” diye bağırdığı günlerdi ki, futbolcu 12’li istasyon kondisyon aletinde gücünün sonuna ulaşmışken yapardı bunu… Futbolcu son nefesini verirken, Milne başında bağırırdı: “PUSH PUSH!..
SONRA SAHADA MÜTHİŞ BİR TEMPO…
90 dakika bitmek bilmeyen bir Beşiktaş izlerdik… Ve üst üste şampiyonluklar…
İste bu günlerde bizim ayaklı bir teybimiz vardı… Recep Şeker… Ben ise editör, müdür…
10 Parmak yazmaya azimli olduğum günler… Ellerimin altında daktilo… tuş sesleri… Tik tak’dan ziyade, takır tukur…
Bir ses, “Beşiktaş’ı tak Recep” … Tuş sesleri… Biraz sonra… “Tamam şimdi Galatasaray… ” Ardından Fenerbahçe ve diğer haberler…
Recep Şeker sağolsun araştırır, öğrenir, beyin teybine tüm takımların haberlerini kaydeder, bülbül gibi şakırdı… Hem de tam isabetle…
Fotoğrafları ise, “scaner”siz günlerde kontak makinesinde, kompansative maske ile renk ayırımı yapardık…Spordan sorumlu olunca kamera servisi dışında, zorunlu olarak agrandizör’de renk ayırımı ile 4 ayrı renk olarak montaja ve sporun baskı sayfasına hazırlardım…
Çünkü iş yoğunluğundan kamera servisindeki sırayı pek tercih etmezdik…
Odamızın bir bölümünü bu iş için dizayn etmiştim…
Ayrıca spor dahil, tüm gazete fotoğrafçılarının Hürriyet’e, Milliyet’e ücretli olarak Dia Positive’lerini banyo ettirmeleri söz konusuydu…
Isı kontrollü bu banyo işine bayağı takmıştım… Starter ile başlayıp, developer vs gibi art arda seri banyoları vardı…
Banyo filmi beklemek ve teknoloji özürlü olmak dayanılır gibi değildi.
Milliyet Spor Müdürü Rahmetli Namık Sevik beni sporculuğumdan severdi…
Dedim “abi şu dia banyo işini öğrenmek, hatta banyo aparatını yaptırmak niyetindeyim… Yardımcı olursan çok sevinirim?”
Ekta Chrome E6 Dia Banyo işini kamera servisi gelip bizden öğrendi… Hatta bu makinadan bir adet de portatif yaptırdım. Uluslararası müsabakalarda kullanıyordum…
Yani sulu kimya, kuru kimya ve digital hard disk… Resim-video kayıt aşamalarında macera dolu Spor Gazeteciliği…
Hiç unutmam 1990 Polonya Poznan Avrupa Güreş Şampiyonası idi… İki ay önceden iki ülke PTT’si ile irtibat kurup gazeteme Poznan’dan fotoğraf geçmek için ismime kayıtlı özel hat çektirdim…
Banyo ve lazer faksımı da yanıma aldım. Fotoğrafcı arkadaşım Ahmet Bilici ile Poznan’a yollandık…
İyi ki de böyle hazırlanmışız… Diğer arkadaşların Demirperde’de teknolojinin henüz yerleşmediğini hesaba katmadıklarını müsabakalardan sonra öğrendik…
Meğer ne C41 ne de E6 film banyo makinaları henüz Polonya’ya teşrif etmemiş… Dolayısıyla hiç kimse çektikleri filmi banyo ettirememiş… Hazırlık da bir beyin cimnastiği, mental training yani…
Sportive performans da motivasyon…
Ve… nihayet minderde Fevzi Şeker 68 kiloda Avrupa Şampiyonu…
Tabi hemen işe koyulduk… Dia banyosunu hazırladım… Islak Film karelerini saç kurutma makinası ile kurutup AP’in Laser Fax’ına taktım… Özel hattan (NTSC) merkeze renklerine ayrılmış olarak geçtim…
(AP Ajansı’nın Laser Fax’ı dönemin en gelişmiş fotoğraf gönderme cihazı idi… Şimdi sulu kuru kimya şöyle dursun, wifi’li video-kameradan web spor sayfanıza anında fotoğraf geçiyorsunuz… Nereden nereye..!)
Ertesi gün hiçbir gazetede şampiyonluğun resmi yoktu…Kimse yeterli hazırlığı yapamamıştı… Müsabakanın bitimi ile birlikte gazetelerin baskı saatine yetişmesi söz konusuydu. Saniyelerle yarışıyorduk… Ve biz iyi bir ekip çalışmasıyla, adeta bayrak yarışı gibi fotoğrafları ve haberi yetiştirmiştik…
Tam sayfa ve resimli olarak sadece benim gazetemde vardı Altın Madalya olayı. Yani finişte biz vardık… O gün yarışı kazanmıştık…
Fotoğrafcı arkadaşım Ahmet Bilici ile geçenlerde bu günleri yad ettik…
Güzel hatıraları, Spor Medya yarış günlerini…
Haliyle Spor Medya olayını hem kamera önü, hem kamera arkası yaşayan biri olarak çok hatıra var..
Daha sonra spor medyada teknoloji yatırımlarını ve kısmetse 1994 Tarihi Manchester-Galatasaray maçının exclusive TV rigts’ını, (yayın haklarını) nasıl aldığımı ve maçın frekansının downlink edilmesi sırasındaki heyecanı yansıtacağım…