dr.hasirci@t-online.deTMOK Üyesi ve Fair Play Komisyonu üyesi olan Prof. Dr. Seyhan Hasırcı, Koblenz Landau Üniversitesi Spor Bilimleri Enstitüsünde ders verdi. İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Öğretim Üyesi, 2003 ten beri Almanya Olimpik Spor Birliği bünyesinde bulunan Türkiye masası danışmanı olarak görevini sürdürmekte. UEFA Taraftar experi olan Hasırcı, 2014 Yılından itibaren Spor Psikoloğu olarak çalışmalar yapmakta.Prof. Dr. Hasırcı’nın Spor Psikolojisi alanında birçok kitap ve makaleleri bulunmakta.
Bir ülkenin gelişmişliğinden söz ettiğimizde; o ülkenin geleceği olan çocuk ve gençlerine yapılan yatırımlara ve her alanda alınan başarılara bakmamız gerekir. Konu spor olunca ise, kuşkusuz çok erken yaşlarda, çocuklarımızın gerek zihinsel ve gerekse de fiziksel gelişimlerine yapılan yatırımlar bizleri yakından ilgilendirmektedir. Dünyada sporda başarıyı yakalamış olan ülkelerin, akademik olanaklarını ve yatırımlarını erken yaşlardaki çocukların fiziksel ve zihinsel gelişiminde kullandıklarını görebilmekteyiz. Bana göre aynı başarıyı, ülkemizde de yakalayabilmek hiç de zor değildir.
Eğitim; amaçları, süreçleri ve yöntemleri olan önemli bir oluşumdur. Düşünce kaynağını FELSEFEDEN, doğruluğunu BİLİMDEN ve düzenini de TOPLUMDAN alan bir “İnsan Biçimlendirme Sanatı” dır. İnsanı biçimlendirme oluşumunda, spor eğitiminin genel eğitime olan katkısı hiç kuşkusuz çok büyüktür. Biz Spor bilimcileri olarak diyoruz ki, genel eğitim felsefesi Spor eğitimini de pozitif olarak etkilesin. Böylece; ülkemizde çok erken yaşlardan itibaren yetenekli çocuklarımız ortaya çıkarılabilir, çocuklarımızın gelişimleri ve eğitilmeleri bilimsel bir bakış açısı ile sağlanarak, bu döngü içerisinde birbirlerini karşılıklı besleyerek büyüyebilir. Bu bağlamda, Gardner zekâ alanlarını;
Mantıksal/Matematiksel zekâ : Problem çözme, sorgulama, hesap yapma, deney yapma,
Görsel/Alansal zekâ: Boyama, çizme, harita okuma, motif çizme, örnek yaratma,
Bedensel/Kinestetik zekâ : Dans, egzersiz, spor yapma, mümkün olduğunca hareket etme,
Müziksel/Ritmik zekâ : Şarkı söyleme, tempo tutma, müzik dinleme, enstrüman çalma,
Sosyal zekâ: Gruplarla çalışma, aracılık etme, birinin duygularını anlama,
Kişiye dönük zekâ : Derin düşünce, hayal kurma, hedef koyma, yalnız olma diye sınıflandırdığını biliyoruz.
Çocuklarda bilişsel şemaların gelişmesinde, sporsal deneyimler önemli rol oynarlar. Bu doğrultuda; özellikle somut işlemler döneminde çocukların yapacakları sporsal etkinlikler, onların daha fazla işlem yapmasını sağlayarak, bilişsel anlamda gelişmelerine yardımcı olabilecektir. Diğer yandan; işlem öncesi dönemde de çocukların şemalarının gelişebilmesi için, spor istendik ve önemli bir araç olarak ele alınmalıdır.
Çevresel ve ekolojik yaklaşıma sahip olan kuramcılar ise, çevrenin çocuk gelişimi içindeki yerinin vaz geçilmez olduğunu vurgulamaktadırlar. Başlangıçta; ana- baba- çocuk üçlüsü arasında oluşan çevresel yapı, daha sonra okul ve yaş grubu çocuklar ile yakınların katılmasıyla genişler. Bu iki aşama, çocuğun gelişiminde son derece önemlidir. Ancak; asıl exosystem olarak aktarılan yapıya dönüştürüldüğünde, çocuk için artık daha büyük sistemlere gerek vardır.
Bu sistemsel yapılar içerisinde; ana babanın iş yeri, sosyal yakınlık içindeki bireyler ve arkadaş grubu, yerel yönetimlerin olanakları ve spor genel müdürlüğü gibi daha büyük kurumsal yapılar devreye girer. Bu yapı içindeki spor; çocuğun sosyalleşmesi, duygusal olarak gelişmesi ve gelecekte daha etkili ve istendik bir yetişkin olmasında önemli bir aracı olarak ele alınmalıdır. Çocukluk dönemindeki oyunlar ve sporsal etkinlikler aracılığı ile çocukların başkalarını düşünme ve paylaşma duygularının geliştirilmesi de olası görünmektedir (Lewitt ve ark. 1985). Çocukların anti sosyal davranışlardan kurtularak başkalarını düşünen bireyler şekline dönüştürülmelerinde, sporsal etkinlikler önemli rol oynayabilir. Bu nedenle sistemlenmiş oyun ve sporsal etkinliklerin sayısının artırılması yararlı olacaktır.
Mountesorri çalışmalarında; çocukların daha uyumlu olabilmeleri için sporsal etkinliklerin gerek enerji boşalımı, gerekse de çocukların paylaşımların geliştirilmesi ve kurallığının öğretilmesi açısından önemli olabileceğini belirtmektedir.
Görüldüğü gibi; çocuk eğitimi ile ilgili önemli eğitim bilimciler, çocuğun zihinsel gelişiminde egzersizin ya da halk dilinde sporun ne kadar çok önemli olduğunu üstüne basarak açıklamaya çalışmışlardır. Durum böyle iken, ülkemizde eğitimle ilgili kurum ve kuruluşların çocuk ve gençlerimizin sporda ve genel anlamda gelişimlerine ne kadar katkı koydukları ve çocuklarımıza bu alanda verdikleri desteğe bakmak durumundayız. Bunun ölçüsü, kuşkusuz ülke düzeyinde sporda aldığımız başarı olarak baz alınabilir.
Ülke olarak sporun her alanında çok başarılı olduğumuzu söyleyebilmek mümkün değildir. Bu düşünceme İtirazı olan arkadaşlarıma hemen şu soruyu sorabilirim; niçin ülkemizin seçkin futbol kulüpleri (Bu kulüplerden bir tanesi son günlerde maçlarına sahada 11 adet ismini bile sayamadığım yabancı uyruklu futbolcularla çıkmaktadır) yabancı uyruklu sporcularla kadrolarını kurmaktadır, Ülke sporumuzun kalkınmışlığı bu mudur?
Daha buna benzer yüzlerce örnek verebilirim. Bir ilgi çekici örnek ise, Ulusal takımlarımızda yer alan devşirme sporculardır. Devşirme oyuncuların sayısının gün geçtikçe artması, 30 milyona yaklaşan genç nüfusa sahip olan güzel ülkemize yakışıyor mu? Doğrusu ben hiç yakıştıramıyorum. Bunun sorumluları hiç zaman kaybetmeden iyice düşünüp farklı bir yöntem bulmalıdırlar. Bir başka sorum da; milyonlarca genç içerisinden bulup çıkardığımız ve Fenerbahçe spor kulübünden Real Madrid’e Transfer ettiğimiz Arda Güler ile ilgili olacak. Arda neden Avrupa’yı tercih etti ve Arda gibi onlarca sporcuyu neden bu topraklarda yetiştiremiyoruz. Hiç kendinize bu soruyu sordunuz mu? Doğrusunu isterseniz bu soruların cevabını siz değerli okurlarımdan öğrenmek isterim. Ve daha 18 yaşında olan Arda’nın bundan sonraki eğitimi ne olacak, merak etmiyor değilim. Bu arada hatırlatmak isterim; çok küçük yaşlarda Beşiktaş’tan Barselona’ya transfer olmak üzere İspanya’ya giden Muhammet’e ne oldu? Bence Muhammet Maradona’ya değil kendi özüne döndü. Yani, yazık oldu Muhammet’e..
TMOK Üyesi ve Fair Play Komisyonu üyesi olan Prof. Dr. Seyhan Hasırcı, Koblenz Landau Üniversitesi Spor Bilimleri Enstitüsünde ders verdi. İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Öğretim Üyesi, 2003 ten beri Almanya Olimpik Spor Birliği bünyesinde bulunan Türkiye masası danışmanı olarak görevini sürdürmekte. UEFA Taraftar experi olan Hasırcı, 2014 Yılından itibaren Spor Psikoloğu olarak çalışmalar yapmakta. Prof. Dr. Hasırcı’nın Spor Psikolojisi alanında birçok kitap ve makaleleri bulunmakta.