Betpasgiris.vip restbetgiris.co betpastakip.com restbet.com betpas.com restbettakip.com güvenilir casino siteleri casino siteleri canlı casino siteleri deneme bonusu veren siteler
Günlerdir hem yerli hem de aktarılanlara bakılırsa yabancı basının spor gündeminde, 19 yaşındaki Rus heptatlet Sofia Yakushina üzerinden ‘devşirme sporcu’ olayı tekrar gündemde.
Kısaca özetlemek gerekirse; halen ABD’de eğitimini sürdüren Yakushina, IOC tarafından yasaklı Rus Milli Takımı yerine 2028 Olimpiyatlarına katılabilmek için ülkemizi seçmesinin ve bunun üzerine Rus tarafının itirazları yükselince olay gündeme gelmişti. Konu hala sıcak ve hala tartışılıyor.
Son yıllarda devşirme sporcu kavramı, başta en tepedeki onay kurumu olan IOC’nin gevşeyen kuralları, spor markaları ve sponsorların iştahı, ülkelerin madalya açlığı, sporcuların başarı ve kazanç arzusu ile amatörlükten giderek endüstriye evrilen sporun, sadece ülkemizde değil tüm dünyada en önemli tartışma noktalarından bir haline geldi.
Bizim gibi spor yetiştirme programları ve kaynakları görece daha mütevazı ülkelerin çok ötesinde neredeyse sınırsız bütçeli ABD, Avustralya, Almanya gibi ülkeler bile bu yola başvurarak başarı ve madalya peşinde koşturuyorlar.
Ben de bu konu hakkında önümüzdeki birkaç hafta boyunca hem naçizane kendi fikrimi hem de düşünce ve yorumlarına saygı duyduğum, yaşamını spora adamış dostlarımın konu hakkındaki görüşlerini sizinle paylaşacağım.
Kişisel olarak, çok özetle; organik bir bağ olmadan, belirli bir ‘transfer ücreti‘ karşılığında farklı bir ülkenin bayrağını göğsünde taşıyan devşirme sporcu kavramına karşıyım. Bu düşünce elbette ülkemiz ve milli takımlarımız için de geçerli.
‘Transfer’ için harcanan paralarla çok daha kapsamlı bir tarama çalışması sonucu yetenekli gençlerin bulunacağına, daha nitelikli geliştirme programlarıyla bu gençlerin yarışmacı hale getirileceğine ve başarı kazanacağına inanıyorum.
Sizinle ilk olarak, benim memur olarak görev yaptığım yıllarda o öğrenciyken Ege Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu’nda tanıdığım, kariyer gelişimini gururla takip ettiğim akademisyen kardeşim Ercan Haslofça’nın kapsamlı değerlendirmesini paylaşacağım. Ercan halen Yardımcı Doçent olarak KKTC Lefke Avrupa Üniversitesi, Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu, Antrenörlük Eğitimi Bölüm Başkanı olarak spora ve sporculara hizmet vermeye devam ediyor.
***
Nursel Ablacım Merhaba;
5901 sayılı Vatandaşlık yasasının Madde 12 (1), a) bendi; istisnai vatandaşlık kriterlerini şöyle ifade ediyor: “Cumhurbaşkanı kararı ile aşağıda belirtilen yabancılar Türk vatandaşlığını kazanabilirler”.
“a) Türkiye’ye sanayi tesisleri getiren veya bilimsel, teknolojik, ekonomik, sosyal, sportif, kültürel, sanatsal alanlarda olağanüstü hizmeti geçen ya da geçeceği düşünülen ve ilgili bakanlıklarca haklarında gerekçeli teklifte bulunulan kişiler” şeklindedir. Ayrıca aşağıdaki c) ve d) bendi de;
Görüldüğü gibi bu kanun maddeleri çerçevesinde; bir kişinin hemen Türk Vatandaşı yapılması istenirse önünde çok büyük bir engel yok.
Yıllardır tartıştığımız, yabancı sporcuların Türk vatandaşı yapılması konusuna gelirsek. Öncelikle bunun önemli nedenlerinden birinin; yeterli sayıda olimpik düzeyde sporcuya sahip olmadığımızdır diye düşünüyorum. Ülkemiz nüfusunun dörtte birine yakın bir bölümünü gençler oluşturmaktadır. Bunun içerisinde, üniversite öncesi okullarımızda öğrenim gören toplam öğrenci sayısı 20 milyona yakındır. Bu potansiyel sporda üst sıralarda yer alan bazı ülkelerin toplam nüfusunun üzerindedir. Ancak spor yapanların genel nüfusa oranlarına bakıldığında, Avrupa’da sporla en az ilgilenen ülkeler arasında olduğumuzu söyleyebiliriz. Tabii sadece çok sayıda genç nüfusa sahip olmak başarı getirmiyor. Başarı; genç nüfusa her alanda ne kadar kaliteli eğitim verildiği ile ilişkilendiriliyor.
Sporda olimpik düzeyde başarı yaşının, istatistiklere göre; Artistik ve Ritmik Cimnastik, Buz Pateni, Kule Atlama gibi branşlar hariç 20-30 yaşlar arasında olduğunu görüyoruz. Tabii ki bu yaşlardaki başarı için; okul öncesi dönemlerden başlayan kaliteli akademik eğitim ve spor eğitiminin önem taşıdığı vurgulanıyor. Şöyle ki; sporda üst düzeyde başarı için öncelikle yetenekli sporcuyu doğru şekilde seçmek gerekiyor. Yetenekli sporcu iki özelliği ile tanımlanır. Birincisi branşa özgü enerji potansiyelini belirleyen kas fibril tipi yoğunluğu, branşa uygun vücut kompozisyonu gibi genetik özellikleridir. İkincisi ise sporu sevmesi, başarılı sporcu olma isteği, antrenman devamlılığı ve spora adanmışlık gibi motivasyonel özellikleridir. Bunlardan birinin yetersiz olması başarı düzeyini düşürmektedir. Bir çocuğun branşa uygun yeteneklerini ortaya çıkarmak, yetenekli olduğu branşa yönlendirmek ve geliştirmek için uzun süreli planlamaya gerek duyulur.
Doğru planlama içerisinde genellikle 4-7 yaş dönemlerinde “hareket eğitimi (hareket okuryazarlığı) adını verdiğimiz, temel hareket becerilerinin (yürüme, koşma, atlama, sıçrama, atma, itme, fırlatma, savurma, yakalama, kaldırma, çekme, sallanma, tırmanma, yuvarlanma vs) oyun ortamı içerisinde geliştirildiği bir eğitim büyük önem taşıyor. Bu eğitim sırasında çocuk grup oyunları içerisinde; küçük, büyük, hafif, ağır vs değişik araç gereçleri ve alanları kullanarak, değişik hızlarda çok yönlü hareket becerilerini öğrenir. Böyle bir eğitim çocukta; vücut farkındalığını, alan farkındalığını, efor farkındalığını, nesnelerle ve kişilerle ilişkilerini (iş birliğini) geliştirir. Biyolojik açıdan bakıldığında kas-iskelet sistemi, dolaşım sistemi ve sinir sistemi başta olmak üzere tüm gelişimini olumlu şekilde destekler.
Hareket eğitiminin devamında 8-11/12-14 yaş çocuklar olabildiğince farklı spor branşlarının/dallarının temel teknik becerilerini öğrenecekleri (sportif okuryazarlık) bir eğitim süreci yer almalıdır. Bu eğitim sürecince özellikle kızların 10-12, erkek çocukların 12-14 yaşlarında hızlı uzama dönemi içinde olduklarından, fiziksel yapılarını da dikkate alarak hangi branşa yatkın oldukları gözlemlenerek ve yatkın oldukları bu branşlardan/spor dallarından hangisine daha çok ilgi ve sevgi gösterdiklerine bakılarak yönlendirilmeleri sağlanmalıdır.
Bu aşamadan sonra yönlendirildikleri spor dalında; üstün performansa giden yolda gelişim süreci devam eder. Genetik özellikleri ve fiziksel yapılarına uygun olarak spor dalında özelleşmeye doğru bir yönelim olur. Atletizmde sürat koşularına yönlendirenler; 100-200’e mi yoksa 200-400’e mi?; ya da 100/110m Engele mi? yoksa 400m Engele mi yönelecek. Orta mesafede 800-1500’e mi? Yoksa 1500-3000’ne mi? yönelecek. Atmalara yönlendirilenler en iyi Gülle mi?, Disk mi?, Cirit mi?, Çekiç mi? atabilir. Atlayıcılar Uzun, Üçadım, Yüksek veya Sırık hangisinde daha başarılı olabilir? Takım sporlarında Kaleci mi?, Savunma oyuncusu mu?, Oyun Kurucu mu?, Hücum Oyuncusu mu? olacak karar verilir.
Üstün başarıya giden bu yolda, en az 15 yıl (4 yaştan 20-30 yaş) kesintisiz devam eden süreçlerin tamamı, kaliteli bir antrenman ve eğitim ortamı ile gerçekleştirilmelidir. Kaliteli antrenman ortamını oluşturan faktörler de 4 başlık altında toplanmaktadır. Birincisi tam donanımlı tesisler ve kaliteli ekipman kullanımıdır. İkincisi her eğitim döneminde yaşa ve amaca uygun planlanmış antrenman ve yarışma programlarıdır. Üçüncüsü Spor hekimi, beslenme uzmanı, psikolojik destek uzmanı, sporda performans ölçüm ve değerlendirme uzmanı gibi bilimsel destek hizmetinin sağlanması. Dördüncüsü ve en önemlisi de; her aşamada gerekli eğitimi verebilecek, bilgi düzeyi yüksek ve iyi kişilik özelliğine sahip antrenörün varlığıdır.
Kaliteli antrenman ortamının temin edilmesinin yanında; başarıya giden yolda en önemli konulardan biri de spor eğitimine paralel akademik eğitim süreçlerinin de kesintisiz ve başarı ile tamamlanabilmesidir. Her yönü ile böyle bir programın başarısı; Merkez ve taşra birimleri ile spor ve milli eğitim teşkilatları, ulusal olimpiyat komiteleri, belediyeler, üniversiteler, kulüpler, spora hizmet amaçlı vakıflar, spor medyası ve sponsorlar vs. arasındaki kesintisiz işbirliğine bağlıdır.
Bu bilgiler ışığında ülkemizdeki durumu değerlendirdiğimizde; uzun yıllar onlarca projenin uygulamaya koyulduğunu gördük. 1980’li yıllarda başlayan, Spor Genel Müdürlüğü bünyesinde illerde açılan; Yaz Spor Okulları (daha sonra adı İl Spor Merkezleri oldu), birçok ilde çeşitli branşlara dönük sporcuları takip eden ve destekleyen Spor Eğitim Merkezleri, son olarak Türkiye Olimpik Hazırlık Merkezi (TOHM) projeleri devam eden projelerdir. TMOK’un desteklediği Olimpik Hazırlık ve Çocuk ve Gençliğe Yönelik Gelişim Projeleri adı altında 10 civarında projeleri de devam etmektedir.
Cimnastikte aldıkları spor eğitimi sonrasında kendilerini daha da geliştiren ve fedakarca çalışan idealist antrenörler, federasyonlarıyla işbirliği içinde, kendilerine sağlanan olanaklarla, kesintisiz 18-20 yıl çalışarak dünya şampiyonu sporcular yetiştirebilmiştir. Gurur verici çalışmalara imza atmışlardır, örnek alınması gerekir.
Benzer şekilde Voleybol Federasyonu, Okçuluk Federasyonu, Tae-kwondo gibi spor dallarında da uzun süreli programlarla başarılı sporcular yetiştirebildiğini görüyoruz.
Atletizm penceresinden baktığımızda; 1980’li yıllara doğru Abdullah Kökpınar’ın Başkanlığında Federasyon Yöresel Karmalar yarışmaları ile atletizme ivme kazandırdığını görüyoruz. 1990’lı yılların ortasında İzmir’de yapılanan Naili Moran Atletizm Eğitimi Vakfı ile sunulan “5 Yıldız Atletizmde Yetenek Gözlem Projesi” Türkiye Atletizm Federasyonu tarafından benimsenen ve desteklenen proje olmuştur. Devamında 2000’li yılların başında; o zamanki adı ile Uluslararası Atletizm Federasyonları Birliği (IAAF) tarafından hazırlanan ve 2006 yılında üye ülkelere sunulan “IAAF Çocuk Atletizmi” projesinin, yine Naili Moran Atletizm Eğitimi Vakfı öncülüğünde, Türkiye’ye özgü uygulama modeli oluşturulmuştur. Atletizm becerilerinden oluşan oyun uygulamalarının, 7’li yaşlardan başlayarak, okul içi ve okul dışı etkinlikler şeklinde işlenmesi, Atletizme ilgi duyan çocuk sayısının artırılması ile gelecekte başarılı atlet potansiyelinin arttırılması hedeflenmiştir. 2008 yılında bu proje de Atletizm Federasyonu tarafından benimsenmiş, Vakıf ile Federasyon ve Federasyon ile Milli Eğitim Bakanlığının Protokolleri çerçevesinde planlanan eğitim çalışmaları yapılmıştır. Ancak 35 civarında pilot ilde belirlenen pilot okullarda uygulamaya geçilmesi için federasyon tarafından verilmesi gereken eğitim malzemeleri temin edilemediği için hedeflenen başarı yakalanamamıştır. Olumsuzluklara rağmen otuz kadar ilde koordinatörlerin kişisel çabaları ile birkaç yıl kadar bölgesel uygulamalar devam etmiş ancak sürekliliği sağlanamamıştır.
Bu arada 2008 Pekin Olimpiyatları sonrası Spor Bakanlığınca bir değerlendirme yapılmış ve 2012 Londra ve 2016 Rio olimpiyatlarında daha başarılı olmak için GSGM bünyesinde “Olimpiyatlara Hazırlık Projesi” hazırlanmıştır. Bu proje kapsamında olimpik sporcular maddi ve manevi olarak desteklenmiştir. Diğer taraftan federasyonun 2012 yılında Londra’da yapılacak olimpiyat oyunlarına odaklanması projelerin ikinci planda kalmasına neden olmuştur. Üstüne üstlük olimpiyat sonrası yaşanan doping skandalları ilginin yön değiştirmesini sağlamıştır.
2013 yılında Atletizm Federasyonunun el değiştirmesi ile 2014 yılında çocuk atletizmi tekrar gündeme gelmiş ve eğitim çalışmaları ile yeni bir umut doğmuştur. Naili Moran Atletizm Eğitimi Vakfı da asıl hedefi olan, sunduğu projelere Federasyon tarafından sahip çıkıldığını düşünerek faaliyetlerini sonlandırma kararı almıştır. Ancak 2014 yılından bugüne çocuk atletizmi konusunda gösterilen çabalar sonucunda Türkiye genelinde yapılmakta olan uygulamaların kontrol altında olduğunu ve arzulanan seviyede yaygınlaştığını söylemek zordur. Çünkü çocuk atletizmi programı gibi temel spor eğitimiyle başlayıp devamında atletizm branşlarının temel teknik becerilerinin öğretimi ve branşa özgü yetenekleri ortaya çıkararak yönlendirme eğitimi, önceki paragraflarda açıklandığı gibi uzun süreli bir planlama ve çalışma organizasyonu gerektirmektedir.
2017 yılında benim de bir süre Bilim Kurulunda yer aldığım “Türkiye Sportif Yetenek Taraması ve Spora Yönlendirme Programı” hazırlandı. Program doğrultusunda her yıl Milli Eğitim Bakanlığına bağlı tüm okullarda bulunan 3. Sınıf öğrencilerine eğitim öğretim döneminin ikinci yarıyılında Test ve Ölçümler uygulanıyor. Öğrencilerin parametreleri bilim kurulunun belirlemiş olduğu formüller ile değerlendirilerek spora olan yatkınlıkları belirleniyor. Değerlendirmeler sonrası öğrencilerin belli bir bölümü; bağlı bulunulan İl Müdürlüklerinin koordinasyonunda belirlenen spor salonlarında, gruplar halinde yaklaşık 1 yıl boyunca “Sporcu Kimliği Geliştirme Eğitim Programına” davet ediliyor. Eğitimlerin arasında ve sonunda Test ve Ölçümler uygulanarak spor branşlarına yönlendirmeye esas bilgiler toplanıyor. Eğitimler tamamlandıktan sonra öğrencilere, e-devlet üzerinden tüm olimpik branşların dikkate alındığı ve öğrencinin en yatkın olduğu branşlardan, daha az yatkın olduğu branşa doğru sıralama yapılan spor karnesi ilan ediliyor. İllerinde varsa SEM bünyesinde, yoksa il müdürlüğü antrenörleri veya kulüpler bünyesinde, yaklaşık 2-4 yıl sürecek olan branşlarında özelleşme eğitimine alınıyorlar. Peformansa dayalı müsabakalara ve yarışmalara katılarak öne çıkan ve başarılı olan öğrenciler milli takımlara ve Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezlerine tavsiye ediliyor.
Ülkemizde 1970’li yıllardan günümüze tanıklık ettiğim spor ortamındaki gelişmeleri; eğitim sürecim, antrenörlük, spor yöneticiliği ve akademisyenlik kariyerim sırasında edindiğim bilgiler ve deneyimler sonucunda değerlendirdiğimde, atletizm açısından aşağıdaki çıkarımları sıralayarak yorumlayabilirim.
Çözüm nedir? derseniz; hiç olmaz ise kulüpler bazında, Futboldaki gibi yabancı sporcu sayısı sınırlarının kaldırılması yararlı olabilir mi? Yabancılar gelir liglerde yarışır gider ve Milli Takım bundan etkilenmez. Ancak bu durumda kulüplerin yerli sporcuya olan yatırımı azalabilir. O zaman Türk antrenöre; “yabancıdan daha iyisini yetiştir! yabancıya gerek kalmasın!” diyebilirler. Ama yabancıdan daha iyisini yetiştirmesi için antrenörlere gerekli ortam sağlanamadığı ve eğitim sistemimizdeki sporcu lehine burs olanakları yeterli seviyeye çıkarılmadığı sürece Türk sporu kaybetmeye mahkûm kalacaktır düşüncesindeyim.
Bize de lokal olarak olağanüstü kişisel çabalarla çalışan ve mucizevi başarılar elde eden birkaç antrenörün ve sporcularının sorunlarını çözmeleri konusunda elden geldiğince destek olmak kalır sadece…
Ercan HASLOFÇA

nurselgulay@gmail.com
1945’te İzmir’de doğdu. Okul spor yurtlarında başladığı atletizme; milli sporcu, uluslararası hakem, hakem hocası, il temsilcisi, kulüp yöneticisi, federasyon üyesi olarak hizmet etti.
Spor muhabirliği ile başlayan meslek yaşantısında hep sporla iç içe görevlerde bulundu. İzmir Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü ve Ege Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yüksek Okulu’nda memur olarak, İzmir AAK, Yu-Pi ve Çimentaş Kulüplerinde ise yönetici olarak çalıştı. İzmir Masters Derneği, Naili Moran Atletizm Vakfı, Bornova Kültür Sanat Spor Vakfı, İstanbul Atletizm Vakfı gibi kurumlarda çeşitli görevler alan Gülay, Türkiye Futbol Adamları Derneği tarafından ‘İnsanlar Yaşarken de Anılmalıdır’ organizasyonunda “Spora Hizmet Ödülü” ile taltif edildi. Gülay, Halen, TMOK ve Türkiye Atletizm Vakfi üyesi olarak Türk Sporuna katkısını sürdürmeye çabalıyor.