r.yilmaz50@gmail.com1961 Bartın doğumlu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde okudu.Gazetecilik Mesleğine 1983 yılında Günaydın Gazetesi’nde başladı.TSA, Dünya, Akşam ve Aydınlık Gazetesi, 24 TV ve TRT Spor’da çalıştı.TGC, TSYD ve TMOK Üyesi,Avrupa Fair Play Birliği (EFPM) Denetleme Kurulu Üyesi,Türk Spor Ajansı ve Hotel Gazetesi Yayın Danışmanı,Değer Otizm Derneği gönüllüsü.
Avrupa Fair Play Birliği’nce (EFPM) Tanıtım ve Eğitim dalında Vox Award ve Dünya Fair Play Konseyi’nce (CIFP) Tanıtım alında Şeref Diploması ile ödüllendirildi.
Bazen bir haber okursunuz ve kendinize şu soruyu sormadan edemezsiniz: “Bu metni yazan gazeteci mi, yoksa kelimeler kendi kendine mi dizilmiş?”
Bizim bu tür haberler için kullanabileceğimiz birçok atasözümüz ve deyimimiz var. Bu habere en çok yakışan da şu: “Deveye boynun neden eğri diye sormuşlar, nerem doğru ki demiş.”
10 Ocak tarihli Sözcü Gazetesi’nde yayımlanan, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’ni hedef alan haber tam olarak bu duyguyu uyandırıyor. Başlığıyla, diliyle ve vardığı sonuçla bize bir şeyi anlatıyor ama anlattığı şey ne yazık ki gerçekler değil, niyetler.
Başlık iddialı: “883,5 milyon lira güvercin gibi uçtu.”
İçerik ise daha da iddialı! Çünkü ortada ne “uçan” bir para var, ne de bunun “nasıl uçtuğunu” anlatan bir gazetecilik çabası.
Burada yapılan şey habercilik değil; ima yoluyla hüküm dağıtmak.
İşin ilginç tarafı da kullanılan ana fotoğrafın haberle hiçbir bağlantısı yok. 7 Eylül 2023 tarihinde tüm dünyada kutlanan Dünya Fair Play Günü dolayısıyla, Türkiye Fair Play Komisyonu tarafından, Türkiye Güvercin Federasyonu ile iş birliği yaparak bu organizasyon hayata geçirildi. Tüm dünyada takdirle karşılandı. Hem Dünya Fair Play Konseyi, hem de Avrupa Fair Play Birliği’nin resmi sitelerinde yayınlandı. Maliyeti ise sadece fotoğrafta önümüzde görünen afiş ve Türkiye Güvercin Federasyonu’na verdiğimiz teşekkür şiltinden ibaret.
Zahmet edip arasaydınız, en azından bu hataya düşmeyebilirdiniz.
Gazetecilikte Başlık Atmak, Hüküm Vermek Değildir
Gazeteciliğin en temel kurallarından biri şudur: Başlık, haberin sonucu değil; haberin özeti olur. Sonucu okur çıkarır, gazeteci değil. Oysa söz konusu metinde başlık, okura daha ilk satırda bir yargı dayatıyor. “Para uçtu” deniliyor. Peki nereye? Kim uçurdu? Hangi kararla? Hangi hukuki tespitle?
Bu soruların hiçbiri yok. Çünkü cevap aranmamış.
Sayıştay raporlarında geçen “çeşitli giderler” ifadesi, gazetecilik acemiliğiyle ya da bilinçli bir tercihle, adeta bir suç delili gibi sunuluyor. Oysa bu ifadeyi sporla, kamu yönetimiyle ya da denetim mekanizmalarıyla az çok tanışık olan herkes bilir: Bu bir teknik sınıflandırmadır, manşetlik bir “skandal” değil.
Ama belli ki haberi yazan kişi bunu bilmiyor. Ya da bilen biri yazıyı okumamış.
Haberin bir diğer dikkat çekici yönü de “olmayan olimpiyatın komitesi” vurgusu.
Bu ifade, alaycı olmak istiyor ama farkında olmadan kendi bilgisizliğini ele veriyor.
Türkiye’nin olimpiyatlara ev sahipliği yapmamış olması, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin işlevsiz olduğu anlamına gelmez. TMOK’un görevi yalnızca Olimpiyatları düzenlemek değildir; sporcu gelişimi, olimpik eğitim, uluslararası temsil, fair play çalışmaları ve daha fazlasıdır.
Bunları bilmeden yazılan bir metin, olimpiyatı yalnızca “dört yılda bir yapılan bir organizasyon” sanan bir bakış açısının ürünüdür. Bu da gazetecilikten çok, kulaktan dolma kanaat üretmektir.
Haberi yazanın kim olduğu ayrı, asıl dikkat çekici olan imza karmaşasıdır. Gazetenin basılı nüshasında habere bir isim, internet sitesinde ise başka bir isim imza atmaktadır. Ancak görünen o ki, her iki durumda da ortak bir eksiklik söz konusudur: “İstanbul Olimpiyat Komitesi” diye bir kurumun var olmadığı bilinmemektedir. Eleştirilmeye çalışılan kurumun adı, 1908 yılında kurulmuş olan Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’dir. Henüz adını dahi doğru yazamadığınız bir kurum hakkında hüküm vermeye kalkışmak, habercilikten çok talihsiz bir özgüven örneğidir. Bu metni okurken insan ister istemez kendine şu soruyu soruyor: Gazetecilik bu kadar kolay bir işse, biz 40 yılı aşkın süreyi neyi öğrenerek geçirdik?
Asıl Mesele: Bu Haber Nasıl Yayınlandı?
Aslında asıl soru, bu haber nasıl yazıldı değil, nasıl yayımlandı?
Bir gazetenin editoryal masasında, bu metni okuyan ve “durun, burada ciddi sorun var” diyen kimse çıkmadı mı?
Başlık–içerik uyumsuzluğunu fark eden olmadı mı?
İma ile iftira arasındaki ince çizgiyi gören bir editör yok muydu?
Eğer yoksa, mesele tek bir muhabirin acemiliği değildir.
Eğer vardıysa ve yine de yayımlandıysa, mesele daha da ciddidir.
Gazetecilik, bilmeyenlerin cesaretiyle değil, bilenlerin sorumluluğuyla yapılır.
Gazeteciliğin Geriye Gidişi
Bu haber, Türkiye’de gazeteciliğin neden itibar kaybettiğinin küçük ama çarpıcı bir örneğidir. Bilgi yerine niyetin, araştırma yerine çağrışımın, denetim yerine hızın tercih edildiği bir anlayışın ürünüdür.
Ve sonra şaşırıyoruz:
“Neden okur güvenmiyor?”
“Neden kimse ciddiye almıyor?”
Cevap bazen uzun analizlerde değil, tek bir kötü haberde saklıdır.
Bu metin de onlardan biridir.
1961 Bartın doğumlu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde okudu. Gazetecilik Mesleğine 1983 yılında Günaydın Gazetesi’nde başladı. TSA, Dünya, Akşam ve Aydınlık Gazetesi, 24 TV ve TRT Spor’da çalıştı. TGC, TSYD ve TMOK Üyesi, Avrupa Fair Play Birliği (EFPM) Denetleme Kurulu Üyesi, Türk Spor Ajansı ve Hotel Gazetesi Yayın Danışmanı, Değer Otizm Derneği gönüllüsü. Avrupa Fair Play Birliği’nce (EFPM) Tanıtım ve Eğitim dalında Vox Award ve Dünya Fair Play Konseyi’nce (CIFP) Tanıtım alında Şeref Diploması ile ödüllendirildi.