bahrivreskala@gmail.comİstanbul-İzmir Gençlik ve Spor e. İl Müdürü, TMOK Konsey Üyesi, İzmir KulüplerBirliği Kurucu ve Danışma Kurulu Üyesi, Türkiye Futbol Adamları Derneği İzmirŞube Başkanı, Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi, Ege Tenis Eğitim VakfıKurucu Üye ve Başkanı, Atletizm, Futbol, Masa Tenisi, e. Hakemi, Atletizm, SualtıYüzme Federasyonları e. Üyesi.
Devamlı sporun içinde olan bir spor insanı olarak, ara vermeden 66 yıl sporumuza; Gençlik ve Spor Bakanlığı İstanbul ve İzmir Gençlik ve Spor İl Müdürü, TMOK – Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi Konsey Üyeliği, Yüzme, Atletizm Spor Federasyonlarında As Başkanlık ve Yönetim Kurulu Üyeliği, ETEV Ege Tenis Eğitim Vakfında Başkanlık, İZVAK – İzmir Gücü Spor Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliği, Yelken Federasyonu Vakfı Kurucu Üyeliği, Naili Moran Vakfı Denetleme Kurulu Üyeliği, İzmirspor Kulübünde Müdürlük, Karşıyaka Kulübü Futbol Takımında Başkanlık görevlerinde bulundum, sporumuza hizmet ettim. Hâlâ da TÜRFAD – Türkiye Futbol Adamları Derneği Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyeliği, TÜRFAD İzmir Şubesi Kurucu Başkanı ve 2004 yılından günümüze kadar İzmir Şube Başkanı olarak hizmet etmekteyim. Bu görevlerim sırasında ve de günümüzde futbolumuzun, sporumuzun daha iyi olabilmesi için mücadele ettim, ediyorum ve etmeye devam edeceğim.
Özellikle de son 30 yıl sporumuzdaki aşırı sayıda yabancı sporcu ve teknik direktörün sporumuza istenilen, beklenilen faydayı sağlayamayacaklarını ifade ettim. Her fırsatta ve ortamda bu hususu ısrarlı bir şekilde dile getirdim, ama maalesef başarılı olamadım. Yanlış spor anlayışı ve uygulaması ile ülkemiz “Yabancılar Cenneti” diye anılmaya başlandı. Hiç kimse bu konuya önem vermedi, hatta giderek sayı artırıldı. Öyle ki günümüzde Süper Lig’de futbol kulüplerinde 14 yabancı yer alıyor, ama buna rağmen başarı yok. Bana göre 14 yabancı futbolcunun yer aldığı bir takımdan Türk Futbol Takımı diye bahsedilemez. Bu durum futbolumuzun ilerlemesine değil, geri kalmasına sebep olmaktadır.
Devletimiz ülkemizin birçok şehrinde çok sayıda modern, çağdaş stadyumlar, salonlar ve çeşitli spor tesisleri yaptı. Sporumuza aşırı destek verdi ve veriyor. Ancak bunca güzel yatırımlara, spor tesislerine rağmen maalesef futbolda istenilen başarı yok. Çok değil, geçen günlerde üç yıldan beri ülkemizde görev yapan yabancı teknik direktörle A Millî Futbol Takımımız hem FIFA Dünya Kupası’nda hem de UEFA – Avrupa Uluslar Ligi A Grubu’nda başarılı olamadı. Bu durum uygulanan sistemin yanlış olduğunun açık göstergesidir. Bu nedenle kalıcı ve devamlılık arz eden başarılar için kendi teknik direktör ve futbolcularımızla yola devam edilmelidir. Hatırlanacağı üzere 2000 yılında Teknik Direktör Fatih Terim ile Galatasaray Futbol Takımımız Avrupa Şampiyonu olmuştu. 2002 yılında da Teknik Direktör Şenol Güneş ile A Millî Futbol Takımımız dünya üçüncüsü olmuştu. Her iki başarı kendi teknik direktörümüz ve gençlerimizle kazanılmıştı. Ayrıca o günlerde futbol takımlarında bugünkü gibi 14 değil, üçer yabancı futbolcu vardı. Yabancı futbolcuya, sporcuya karşı değilim, aşırı sayıya karşıyım. Bana göre bir futbol takımında, ülkesinde çok başarılı olmuş en çok üç yabancı, sahada ise iki yabancı olmalı. Devamında bunlarla birlikte bütün karşılaşmalarda altyapıdan iki genç futbolcuya A takımında yer verilmelidir. Bu durum kulübü hem geleceği hem de maddi açıdan rahatlatacaktır. Buna benzer başarılı sistemi Voleybol Federasyonumuz kadın voleybolunda uyguladı ve çok başarılı oldu. Takımda sadece bir yabancıya yer verildi ve bu konuya önem vererek kendi gençlerimizle yola devam edildi. Ülkemizin birçok şehrinde “Voleybol Fabrikaları”, spor okulları açarak gençlerimize imkân sağladılar. Olaya kısa vadeli, günü kurtarma amacıyla geçici değil, uzun vadeli projelerle kalıcı ve devamlı başarılı olma yolunu seçtiler ve kazandılar. Karşılığında da takım halinde Avrupa ve dünya şampiyonu oldular. Benzer başarılar ferdi spor dallarında da yaşandı ve hâlen yaşanmaktadır. Bu durum bizlere kendi gençlerimizle başarılı olabileceğimizi ve olduğumuzu gösterdi. Uygulanacak sistem günü kurtaran yanlış kısa vadeli projeler değil, uzun vadeli devamlılık sağlayan kalıcı projeler sistemi olmalıdır. Ancak o zaman istenilen başarı gelebilir.
Bana göre futbolda yaşanılan olumsuzluklar “aşırı sayıda yabancı” futbolcu ve teknik direktörler yüzündendir. Bilindiği üzere yabancılarda forma aşkı değil, para aşkı önemlidir. Gençlerimizde ise forma aşkı önce gelir. Millî takımlarımızda da forma ve bayrak aşkı her şeyin üstündedir. Benim mücadele ettiğim ama başarılı olmadığım, anlatamadığım husus budur. Burada ters giden bir durum var. Belirttiğim gibi kendi teknik direktörlerimiz birçok yabancı teknik direktörden daha başarılı ve özverilidir. Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk başarılıdır. Şenol Güneş, Fatih Terim, Abdullah Avcı kendilerini kanıtlamış başarılı ve değerli teknik direktörlerimizdir. Yukarıda değindiğim Şenol Güneş ile dünya üçüncülüğü, Fatih Terim ile Avrupa şampiyonluğu en çok üç yabancı futbolcunun yer aldığı dönemdir. Aynı olmasa da Fair Play anlayışına uygun olarak 2026 Nisan ayında WA – Dünya Atletizm Birliğinin yabancı sporcu transferi ile ilgili aldığı ve uyguladığı “şok” karar benim tezimde haklı olduğumun benzer bir göstergesidir. Hatırlanacağı üzere atletizm ile ilgili yapılması gereken kuralları bünyesinde bulunduran WA – Dünya Atletizm Birliği, ülkemiz ile ilgili çok önemli bir karar almıştı. TAF – Türkiye Atletizm Federasyonumuz, WA – Dünya Atletizm Birliğine müracaat ederek büyük çoğunluğu Kenyalı ve Jamaikalı olan toplam 11 yabancı sporcu atletin ülkemiz Türkiye adına uluslararası yarışmalara katılmaları amacıyla vatandaşlık değiştirme talebinde bulundu. Ancak Birlik, bu talebi resmî olarak geri çevirdi. Gerekçe olarak da bir sporcunun temsil edeceği ülke ile arasında gerçek bir bağ, yakınlık olması gerektiği ve yeni ülkesi adına yarışmadan önceki son üç yılda eski ülkesi adına yarışmamış olmasını şart koştu ve 11 üst düzey atletin ülkemiz adına yarışma talebini reddetti. Zira bu durum “adil yarışma prensipleri ile çelişmektedir”. Ayrıca bu hususu, üye federasyonların kendi ülkelerinin yeteneklerini geliştirmesini, atletlerinin kendileri yerine ülke dışından birilerinin transfer edilmeyeceği güvencesiyle yarışmalarını sağlamak, millî takımların dışarıdan gelen transferlerle oluşturulmasının “etik” olmadığını belirterek tüm atletizm federasyonları ile birlikte Türkiye Atletizm Federasyonumuza da bildirdi. Fair Play’e de uymayan bu önemli ve anlamlı kararla sporcuların, yöneticilerin, federasyonların “onurları” da korunmuş oluyor. Bu tür taleplerin onaylanması halinde sporun temel ilkelerinin zarar göreceği de ifade edildi.
Unutulmamalıdır ki her şey para değildir. Sporda “onur” paradan önce gelmelidir. Şahsen, hayatını spora adamış bir spor insanı olarak WA’nın bu kararını çok doğru buluyorum. Bu karar hem sporcuların hem de ülkelerin spordaki geleceğini korumuştur. Dileğim bu kararın ülkemizdeki tüm spor branşlarında uygulanmasıdır.
Hem yukarıda değindiğim Şenol Güneş ve Fatih Terim’in başarıları hem de WA – Dünya Atletizm Birliğinin aldığı benzer şok kararı, mücadelem ile ilgili tezimde “haklı çıktığımın” kanıtıdır. Israrla ifade ettiğim gibi aşırı sayıda yabancı futbolcu, sporcu, teknik direktör futbolumuzun, sporumuzun lehine değil, aleyhinedir. Sporda amaç, sporumuzun, futbolumuzun geleceği olan bir sistemin benimsenmesi ve uygulanması olmalıdır. Bana göre başarı, yabancılarla günü kurtaran kısa vadeli sistemlerle değil, kendi sporcumuz ve teknik direktörlerimiz ile uzun vadeli kalıcı ve devamlılık sağlayan sistemlerle kazanılır.