XS
SM
MD
LG
XL
{alanbaslik}
Türk Spor Ajansı
08.10.2020

BIRAKINIZ BATSINLAR!


 

A Millilerimiz Almanya’ya karşı kabul edilebilir bir performans göstermeyi başararak 3-3 berabere kaldı. Kimin ne kadar eksik olduğuna bakmaya gerek yok; formanızı üstünüze giydiğiniz zaman ülkenizi temsil ediyorsunuz demektir. Yani takımımızı canı gönülden kutluyoruz. Kaldı ki, Alman medyası kıyamet koparıyor, “9 ay sonra ne olacak” diye!

Aslında Fransa ile oynadığımız iki maçın ardından farklı bir boyuta geçtiğimizin işaretleri ortaya çıkmıştı. Skorlardan vareste sahada yaklaşık 1.5 milyar Euro’luk Fransa’yı devirmiş milli bir “takım” vardı. Gurur duymuştuk. Teknik Direktörümüz Şenol Güneş’i de ne kadar övsek azdır. Bir istikrar çizgisi yakalamış görünüyoruz. Gurur duymaya devam ediyoruz elbette. Hep böyle olur umarız. Hocamız, ancak, sürekli olarak “gereksiz” bir fikri üretmenin peşinde. Süper Lig’de yabancı oyuncu sayısının azaltılmasını isteyip duruyor. E azaltılmadı, sıkıntı ne? Geniş bir oyuncu havuzu var mı? Var! Üstelik Cengiz, Merih, Çağlar, Enes, Yusuf, Okay, Cenk ve diğer pek çok oyuncu yurt dışında başarılı bir şekilde oynamıyorlar mı? Hatta daha iyi transfer yapmıyorlar mı? Türk milli takımını tercih eden artık 4. nesil “gurbetçilerimizin” havuza katkısı gayet başarılı değil mi? Ne istiyorsunuz anlamak mümkün değil. Yani Lucescu’ya güvenmek zor da Şenol Hoca’nın para yolma peşinde menajerlere çanak tutacağına kimse ihtimal vermez. O zaman nedir dert? En çarpıcı nokta, “yerli” çığırtkanlığı yapanların perde çekmeye çalıştığı gerçek “isteyen teknik adamın istediği kadar Türk oyuncu oynatabileceği” gerçeği değil mi? Altınordu’ya “hayır yabancı oynatacaksın” mı deniyor? 

Bizimkiler “yat aşşağa, toto aşşağa” durumuna meraklı oldular hep. Yabancı sayısı ne zaman serbest bırakıldı, rekabet ortaya çıktı, forma ne zaman aslanın midesinden bağırsaklarına geçti, ondan sonra ihracata başladık. Bu kadar net bir fotoğraf varken hala ısrarcı olmak altında iyi olmayan niyetler pekala aranır! Bir tanesi de “seremonilerde İstiklal Marşı’nı okuyacak adam yok” diye şikayetçiydi. Bütün tribünler haykırarak söylüyordu, söylüyor, söyler! E! 

Yapılması gereken başka!

Salgına rağmen kulüpler transfer yaptılar. Bunu kısıtlı gerçekleştirenler de oldu. Eski bütçeler havada uçuşmadı ama. Galatasaray örneğin oyuncu satma üzerine kurduğu planını hayata geçiremedi. Bir yönetici oyuncularımıza talep olmadı dedi. Yapacak bir şey yok. Şartlar neyi gerektiriyorsa o olur. Dün akşam ekonomist Tuğrul Akşar sadece 4 büyük kulübün borcunun 6.5 milyar TL’nin üstünde olduğunu ayrıca gelirlerin yüzde ellisini faiz ödemesine yatırdıklarını söyledi. 

Sıralayalım:

Önce ilgili yasa çıkacak, yöneticiler bütçeden “sorumlu” olacaklar, yönetici standartları da UEFA kriterlerine uygun olacak, 1. Ligde yabancı oynatmayacaksınız. Orası fabrika olarak çalışacak. Mevcut borçları belki bir defaya mahsus kamu desteğiyle uzun vadeye yayıp, bitirilmesine yardımcı olunabilir. Ama yüzde yüz denetim şartıyla. 

Sonra!

Sonra kimseyi hiçbir kulübü “kurtarmayacaksınız”! Oyunu kuralına göre oynamayanların elenmesine “izin vereceksiniz”! Bu net! Etrafına değil önlerine bakacaklar. 

Ha diyeceksiniz ki, hırsız arsız takımı yine engel olur, yasa masa çıkarttırmazlar! Hayır, kabul, senelerdir başarıyorlar! bunu. Ancak bir de bakmışsınız pat diye çıkıvermiş ortalığa! Evet evet belki de çok kısa bir süre sonra gerçekleşiverir!

Başka yol kalmadı. Sadece bonservis bedellerinin küresel çapta 150 milyar dolar, toplamda trilyon doları geçen bir endüstriyi küçük hesap, oyun ve hırsızlıklarla daha fazla yerin dibine sokturmazlar adama! Ya da biz öyle sanıyoruz!

{alanbaslik}
© Tüm hakları saklıdırWeb: Efasis Yazılım