Türk Spor Ajansı

Türk futbolu neye benziyor?

A+
A-
23.09.2022
121
ABONE OL

Futbolun, insanları ve insanların öznel tercih, algı ve anlayış ölçülerini aşan nesnel ve evrensel işleyişi vardır.

Türk futbolunda, bu işleyişte kurumsal kimlik dikkate alınmayıp işin içine kişisel hırs, ihtiraslar ve siyaset karıştırılıyor.

Futbol kendi dışından getirilmiş amaçlara hizmet etmeye yönlendirildiğinden, ister istemez çarpık bir biçimde yapılaşıp, verimsiz bir biçimde yönetilmeye mahkûm edilmiş oluyor.

Türkiye-Lüksemburg maçında bir kez daha gördük, her ne kadar futbol yetenekli, becerikli, yaratıcı, zeki ve lider insanlarla cazip hale gelse de oynanan futbolun kalitesi, bu insanların özelliklerini taşımıyor; farklı bir gerçeklik haline dönüşüyor. Yani, bütün parçalarla ilişkisi özelliklerini göstermiyor.

Türkiye’nin en kaliteli oyuncuları saha da (!) Oyuncuların kalitesi oyun kalitesinin çok üstünde ancak gözlerimiz kötü pas, kötü şut ve kötü çalım görüyor. Milli takım saha da çağdaş futbolun gereği olarak ‘baskı, pas ve şut formülü’ ile değil ‘Bizim Çocuklar!’ sloganı ile oynuyor.

Futbolu; iş insanı gibi düşünüyor, holding gibi yönetiyor ve filozof gibi konuşup slogan üretiyoruz. Aslında üretmiyor tüketimine ortak oluyoruz.

O halde, şu soruyu sormak gerekiyor:

Türk futbolu neye benziyor?

  • Dolar veya EURO’ya,
  • İflas etmiş holdinge,
  • Maskeli baloya,
  • Karpuz festivaline,
  • Televizyonlardaki açık oturumlara,
  • Klasik Türk filmlerine,
  • Jet sosyeteye,
  • Luna parka,
  • Ecza deposuna,

Futbol hakkında her şey düşünülebilir, yaşadığımız çağın toplumsal gerçekliğini yansıttığından her benzetme veya eleştiriler yapılabilir. Anlayış farklılıkları olsa da, sporun özüne zarar verecek yaklaşım ve sert eleştirilerden sakınmak, eleştirileri her şeyden önce futbolu algı, anlam ve araç ilişkisi konusunda empatik düşünceye yönelik bir çağrı olarak yapmak gerekiyor. Yani, “Kuntz gitsin, Sergen gelsin” veya “Güneş gelecek temizlik olacak” yerine “Oyun felsefesi”, “Oyun karakteri”, “Geçiş oyunu”, “Tamamlayıcı oyuncular”, “Oyun zekâsı ve problem çözme”, “Oyun disiplini ve Liderlik” gibi daha reel ve bilimsel analizler yapılmalıdır.

Kuntz gidecekse, Sergen Yalçın veya Şenol Güneş’in gelmesi için değil bunları yapamadığı ‘başarısız olmaktan korkan bir oyun anlayışı ile oynadığı’ veya ‘bahane üretmekle çare bulmak arasındaki farkı unuttuğu’ veya ‘söylemlerle oyunun kendi içinde tutarlı bir mantık akışı olmadığı’ için gitmelidir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.