r.yilmaz50@gmail.com1961 Bartın doğumlu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde okudu.Gazetecilik Mesleğine 1983 yılında Günaydın Gazetesi’nde başladı.TSA, Dünya, Akşam ve Aydınlık Gazetesi, 24 TV ve TRT Spor’da çalıştı.TGC, TSYD ve TMOK Üyesi,Avrupa Fair Play Birliği (EFPM) Denetleme Kurulu Üyesi,Türk Spor Ajansı ve Hotel Gazetesi Yayın Danışmanı,Değer Otizm Derneği gönüllüsü.
Avrupa Fair Play Birliği’nce (EFPM) Tanıtım ve Eğitim dalında Vox Award ve Dünya Fair Play Konseyi’nce (CIFP) Tanıtım alında Şeref Diploması ile ödüllendirildi.
Futbol, zengin, fakir, din, dil, ırk gözetmeksizin 7’den 70’e herkesin ortak tutkusu. Maçın oynandığı bölgedeki şanslılar, 90 dakika boyunca üstün yetenekli yıldızların birkaç güzel hareketini izlemek için tribünleri doldururken, dünyanın diğer uzak noktalarındaki meraklılar da televizyonun başına geçerek karşılaşmayı izlerler.
Birçoğunun maçı kimin kazanacağı umurunda değildir. Onlar futbolun güzelliklerini izlemek için oradadır. Keyiflerine bir de heyecan katmak isterlerse, taraflardan birini destekleyerek bunu rahatlıkla sağlayabilirler. Asıl tuttukları takımın maçını izlerkenki kadar olmamakla birlikte futbol zevklerine biraz da heyecan gelse de asıl güzel olan, futbolun kendisi, doğal yetenekli yıldızların şovlarıdır. Çoğu zaman rakibine attığı bir güzel çalım veya ceza sahasının dışından yaptığı şık bir plase ile 90’a taktığı şutu konuşulur o yıldızın. Bazen de tek başına takımına maçı kazandırdığı.
Ben futbolu çocukluğumda sinemada izlediğim 1974 dünya kupası belgeselinde gördüğüm Cruyff ile sevmiştim. Almanya karşısında finalde 2-1 kaybetmelerine rağmen kazanan taraftan tek bir isim bile hatırlamazken, o maçta hayran kaldığım o yıldızın adını hala google’a bakmadan yazabiliyorum. O maçtan sonra yıllarca Hollanda milli takımını tuttum, ta ki Brezilya futbolunun yıldızlarını keşfedene kadar. Zico’lar, Socrates’ler yüzünden dünyanın öbür ucunda, ne kültürünü bildiğim, ne de tek bir insan tanıdığım ülkenin milli takımını tutar oldum Ay-Yıldızlı renklerin yanında. Sonrasında Kempes’ler, Ardiles’ler, Maradona (onu kendisiyle bile kıyaslayamadığım için Maradona’lar değil Maradona) yüzünden Arjantin gönlümde yer etti.
Bizden maçlara gitmeme neden olan yıldızları sayacak olursak, Cemil Turan, Oğuz Çetin, Sergen Yalçın, Arif Kocabıyık’ı ilk aklıma gelenler olarak sayabilirim. Alex’i izlemek için kaç rakip takım taraftarı Fenerbahçe maçına gitmiştir kimbilir. İslam Çupi’nin “Tam futbol izlemeyi bırakmaya karar vermişken, nerden çıktın sen oğlum” diyerek Oğuz Çetin’i övdüğü yazısı, futbol yıldızlarının futbol için önemini en iyi anlatan yazıdır. Hatta Rıdvan Dilmen, rakip takım oyuncuları tarafından sürekli faulle durdurulmaya başlanınca, futbolun kendisi için futbol oyun kurallarına “yıldızların korunması” maddesi eklenmesi spor basınını günlerce meşgul etmişti. O kural olmadığı için de Şeytan Rıdvan, çok erken yaşta sakatlanarak futboldan kopmak zorunda kalmıştı.
Son dönemlerde beni hayal kırıklığına uğratan iki isim var. Biri Jorge Jesus, diğeri de Stefan Kuntz. Futbolu benden iyi bildiklerinden emin olduğum için onların sistemleri, taktikleri hakkında hiç yorum yapmam, susarım. Ama bir türlü anlayamadığım şey, gelecekte yukarıda isimlerini saydığımız veya sayamadığımız yıldızlar arasında yerini alacak, henüz oynamadan ismi dünya futbolunda konuşulmaya başlanan, UEFA’nın da futbolun geleceğine damga vuracak yıldız adayları arasında ikinci sırada gösterdiği gencecik yeteneğimiz Arda Güler’i neden oynatmazlar?
O’nu oynatmadığında kazanacağının garantisi mi var? Böyle bir yeteneği kenarda tutmak, yukarıda saydığım nedenlerden dolayı futbolun ruhuna aykırı. Ayrıca futbol sadece kazanmak üstüne kurulu bir oyun değil ki! Öyle olsa sonuçları arasında beraberlik olmayan spor dalları arasında olurdu. Sergenler, Alex’ler, Arda’lar sadece maç kazanmak için değil, futbolun kazanması için oynaması gereken yıldızlar.. Merak ediyorum siz hangi nedenle böylesine parlayan bir yıldızı kulübeye hapsediyorsunuz?
Kuntz’a basın toplantısında sordular, “Hakan Çalhanoğlu sakatlandığında yerine neden Arda’yı almadınız?” diye. Verdiği yanıt bu soruya verebileceği bir yanıtının olmadığını gösterdi: “Hakan bugün bariz 6 numara oynadı, o pozisyonda birebir değiştireceğimiz oyuncu Arda değildi”
Bu yanıt bana sadece acı bir tebessüm ettirmekle kalmadı, kendisinden umudumu kesmemi de sağladı!
1961 Bartın doğumlu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde okudu. Gazetecilik Mesleğine 1983 yılında Günaydın Gazetesi’nde başladı. TSA, Dünya, Akşam ve Aydınlık Gazetesi, 24 TV ve TRT Spor’da çalıştı. TGC, TSYD ve TMOK Üyesi, Avrupa Fair Play Birliği (EFPM) Denetleme Kurulu Üyesi, Türk Spor Ajansı ve Hotel Gazetesi Yayın Danışmanı, Değer Otizm Derneği gönüllüsü. Avrupa Fair Play Birliği’nce (EFPM) Tanıtım ve Eğitim dalında Vox Award ve Dünya Fair Play Konseyi’nce (CIFP) Tanıtım alında Şeref Diploması ile ödüllendirildi.