fatih.kuscu@h2der.org1967 Antakya doğumlu. İÜ İletişim mezunu. Çeşitli tv kanallarında muhabir, spiker, editör, Spor Müdürü; Galatasaray SK ve Doğa Kolejinde Kurumsal İletişim Direktörü görevlerine bulundu. Haber, makale ve yorumları yayımlandı. “Meslekler ve Sektörlerin Geleceği” kitabında, kariyer alanını yazdı (2020).Teke Tek Bilim Tarihi Serisi kitaplarını yayına hazırladı. İ. Medipol Ü.’nde İletişim dersleri veriyor.Gilette Milliyet Yılın Sporcusu jüri üyesi (2014-…) TMOK Fair Play Komisyonu üyesi.Yeşil Hidrojen Üreticileri Derneği (H2DER) Genel Sekreteri. Evli, üç kız evlat babası.
Genel olarak, yayın hakları dışında büyük bir gelir üretemeyen futbolumuz, doğal olarak marka değeri açıklamalarını da bunun üzerinden yapar oldu. 590 milyon dolarlık anlaşmalardan 180 milyon dolarlara gerileyen yayın hakları da Türk futbolunun küçülen marka değeri olarak anlatıldı. Kur sabitlemeleri, beher milyon doların, gerçek milyon dolar olamayışı falan da cabası…
Hemen, “TFF yayın haklarını yükseltsin, TFF çalışsın, TFF marka değerini korusun” sesleri çıkar, bazen bu sesler iyice yükselir.
Evet, TFF futbolun yöneticisidir ancak marka değerini belirleyen her paydaşın sorumluluğu vardır. “Rakibi oynatmayan” futbol anlayışı, sıkıcı ve zevksiz maçlar, sadece kazananlarla dolan tribünler, minicik bir yeni futbol aklı, uygulaması üretemeyen teknik direktörler, tümü marka değerinin belirleyicileridir.
Sadece 1-0 yenildiği Avrupa kupası maçını başarı olarak gören zihniyet, Andorra, Malta, San Marino zihniyetidir. Faroe Adaları bile içeride dışarıda kazanmaya oynuyor. Üretmeye oynuyor. İzlenecek maç üretiyor.
Premier Lig’in “adil karar, hızlı oyun” düsturunu duymamış gibi yaşayan hakemlerimizle değer üretilmez.
Kendisi dışında her paydaşı suçlayan, her başarının tek sahibiymiş gibi davranan yöneticilerle değer üretilmez.
Devletin desteği olmasa nefes alamayacak finansal yapılarla, palyatif çözümlere boğulmuş süreçlerle değer üretilmez.
Tüm bunların arasında Arda Güler diye bir yeteneğimiz çıkıyor, Barcelona’yı Real Madrid’i birbirine düşürüyor.
İşte bu yüzden Arda’nın Türk futbolunun marka değerine katkısı, tüm teknik direktörlerden daha yüksektir.
Tüm hakemler, tüm kulüp yöneticileri, tüm anlaşmalar, Arda’nın sağladığı repütasyonun yanına yaklaşamamıştır.
İlk kez, tamamen Türkiye’de yetişmiş bir futbolcu 1 milyar Euro’luk serbest kalma maddesini gördü.
Barcelona, sözleşmede bu maddenin yer alacağını duyurmuştu.
O gerçekleşmedi, muhteşem bir törenle, Real Madrid’e gitti. Evet, gelinen seviye budur ve sadece Arda’nın yeteneği üzerinden oluşmuştur.
Marka değeri, çok bileşenli bir bütündür.
Tüm bileşenlerin lideri de iyi futboldur.
İyi futbol, iyi futbolcuyla oynanır anlayışı, Arda’nın yeni Ardaların yapısal destek ihtiyacını da ortaya çıkarmaktadır.
Marka değeri tartışmaları arasında, Arda Güler’in transfer sürecini bir de böyle okumak lazım. Kazansın, kazandırsın, yenilere örnek olsun.
Futbolumuz da karşılığı olmayan pazarlamalardan, küçümsenen yapısından uzaklaşsın.
1967 Antakya doğumlu. İÜ İletişim mezunu. Çeşitli tv kanallarında muhabir, spiker, editör, Spor Müdürü; Galatasaray SK ve Doğa Kolejinde Kurumsal İletişim Direktörü görevlerine bulundu. Haber, makale ve yorumları yayımlandı. “Meslekler ve Sektörlerin Geleceği” kitabında, kariyer alanını yazdı (2020).
Teke Tek Bilim Tarihi Serisi kitaplarını yayına hazırladı. İ. Medipol Ü.’nde İletişim dersleri veriyor.
Gilette Milliyet Yılın Sporcusu jüri üyesi (2014-…) TMOK Fair Play Komisyonu üyesi.
Yeşil Hidrojen Üreticileri Derneği (H2DER) Genel Sekreteri. Evli, üç kız evlat babası.