nurselgulay@gmail.com
1945'te İzmir'de doğdu. Okul spor yurtlarında başladığı atletizme; milli sporcu, uluslararası hakem, hakem hocası, il temsilcisi, kulüp yöneticisi, federasyon üyesi olarak hizmet etti.
Spor muhabirliği ile başlayan meslek yaşantısında hep sporla iç içe görevlerde bulundu. İzmir Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü ve Ege Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yüksek Okulu'nda memur olarak, İzmir AAK, Yu-Pi ve Çimentaş Kulüplerinde ise yönetici olarak çalıştı. İzmir Masters Derneği, Naili Moran Atletizm Vakfı, Bornova Kültür Sanat Spor Vakfı, İstanbul Atletizm Vakfı gibi kurumlarda çeşitli görevler alan Gülay, Türkiye Futbol Adamları Derneği tarafından 'İnsanlar Yaşarken de Anılmalıdır' organizasyonunda “Spora Hizmet Ödülü” ile taltif edildi. Gülay, Halen, TMOK ve Türkiye Atletizm Vakfi üyesi olarak Türk Sporuna katkısını sürdürmeye çabalıyor.
Önümüzdeki yıl 79 oluyorum. Ailemizden de şehit verdiğimiz uzun savaşlar, annem ve babamın biri Manastır, diğeri Girit’ten başlayan zorlu yolculukları, 2. Dünya Savaşı’nın yoklukları, bir de üzerine dar gelirli 7 kardeşli kocaman bir aile olunca yaşamımın ilk yılları hiç de kolay geçmedi.
Tüm bu zorlu koşulların üstesinden, daha önce yine bu köşede sizlerle paylaştığım gibi; sporun, atletizmin içinde kalarak gelmeyi başardım.
Ancak elbette bu gücü asıl Cumhuriyetimize borçluyum.
Atatürk ve silah arkadaşlarının kuruluşunda önderlik yaptığı Cumhuriyetimiz, kazandığımız bağımsızlık mücadelesinin ardından, olağanüstü zor koşullarda daha henüz 20. yılında, benim kuşağımın tüm kız çocuklarına, tüm gençlerine, varlıklı yoksul ve cinsiyet ayırımı yapmadan ilkokuldan üniversiteye dek pırıl pırıl bir eğitim, güzel bir gelecek vadediyordu.
Cumhuriyet ilkelerine sıkı sıkı bağlı, idealist öğretmenlerimiz, verdikleri eğitimin yanında bizleri birey olarak da geleceğe, yaşamımızın ilerleyen yıllarına hazırlıyordu.
Varlıklısı yoksulu, hepimiz; giyside yamanın, ayakkabıda pençenin normal sayıldığı benzer koşullarda okullarımıza gittik. Çevremizdeki ağabey ve ablalarımızın okuduklarını, memur, doktor, öğretmen, hemşire olduklarını gördük. Çalışkan olanın aklıyla, yeteneği olanın sanatla, sporla kazandığı başarıları ile heveslendik, gururlandık. Cumhuriyet, çalışıp çabalarsak geleceğimize de umutla bakmamızı sağlıyordu.
Bu inançla ve sevgiyle hepimiz hem kendimiz hem de ülkemizin… Cumhuriyetimizin geleceği için var gücümüzle çalıştık.
Cumhuriyet sayesinde okudum, Cumhuriyet sayesinde spor sahalarında mücadele ettim. Daha 17 yaşımda İzmir Karşıyaka’nın küçük bir mahallesinden Atina’ya, üzerimde milli formam ile Cumhuriyet ve onun yarattığı cinsiyet, fırsat eşitliği sayesinde gittim.
Aktif sporculuğumun ardından Cumhuriyetimize, sporun her alanında; memur, antrenör, idareci, hakem olarak hizmet ettim, borcumu ödemeye çalıştım.
Cumhuriyetimiz gelişti… Aksadı, öksürdü ama hiç yatağa düşmedi. Yeni nesiller, bizim yaşadığımız zorlukları ya hiç görmediler ya da nispeten daha kolay başa çıkma şansına sahip oldular.
Yollarımız, köprülerimiz, hastanelerimiz, okullarımız oldu. Sporda daha güzel tesislerimiz, en kaliteli malzemelerimiz, pırıl pırıl tartan pistlerimiz…
Ama biz, tüm bu varlığın temel taşını… Cumhuriyeti unuttuk. Ya da unutmamızı mı istediler kim bilir?
10. Yılı’nda henüz hayatta değildim, annem ve babamdan dinledim. 50. Yılı, 1973’ün Ocak ayından itibaren kademe kademe artan ve 29 Ekim’de zirveye ulaşan coşkusunu çok iyi hatırlıyorum. Özel marşları, özel logosu, pulları, hatıra paraları ile tüm kentlere, ilçelere hatta köylere yayılan törenlerin coşkusuyla, parçası olduğumuz Cumhuriyetimizi 50. Yılına getirmenin gururunu tüm halk olarak iliklerimize kadar yaşadık.
50. Yıl kadar olmasa da 75. Yıl da yine tüm yıla yayılan törenlerle kutlanınca insan ister istemez bir beklentiye giriyor. 100. Yıl için kim bilir neler yapılır, nasıl bir coşkuyla kutlanır diyorsunuz.
Önce Atletizm Federasyonu’nun 100. Yılı geliyor, geçiyor ama anılmıyor. Herhalde Cumhuriyetin 100. Yılı ile birleştirecekler diye bekliyorsunuz ama olmuyor. İçinizde bir buruk sevinç ile yıllardır beklediğiniz asırlık Cumhuriyetimizin 100. Yılı da düşlediğiniz gibi kutlanmıyor.
Oysa bu tip bayramlar, anma günleri toplumsal hafızamızı oluşturan, bizi bir arada tutan, bir bayrak etrafında bizi birbirimize kenetleyen en özel zamanlar(dı).
ABD’nin 4 Temmuz, Fransa’nın 14 Temmuz kutlamalarına bakın. Her ikisi de 1700’lerin sonunda gerçekleşen kurtuluş günlerini, iki yüzyılı geçen sürenin ardından nasıl da coşkuyla kutluyorlar.
Sevgili dostlarım, ben vatandaşı olmaktan gurur duyduğum, varlığımı borçlu olduğum Cumhuriyetimizin çocuğu olarak dünyaya geldim, ilelebet yaşayacağına da inanıyorum.
1945’te İzmir’de doğdu. Okul spor yurtlarında başladığı atletizme; milli sporcu, uluslararası hakem, hakem hocası, il temsilcisi, kulüp yöneticisi, federasyon üyesi olarak hizmet etti.
Spor muhabirliği ile başlayan meslek yaşantısında hep sporla iç içe görevlerde bulundu. İzmir Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü ve Ege Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yüksek Okulu’nda memur olarak, İzmir AAK, Yu-Pi ve Çimentaş Kulüplerinde ise yönetici olarak çalıştı. İzmir Masters Derneği, Naili Moran Atletizm Vakfı, Bornova Kültür Sanat Spor Vakfı, İstanbul Atletizm Vakfı gibi kurumlarda çeşitli görevler alan Gülay, Türkiye Futbol Adamları Derneği tarafından ‘İnsanlar Yaşarken de Anılmalıdır’ organizasyonunda “Spora Hizmet Ödülü” ile taltif edildi. Gülay, Halen, TMOK ve Türkiye Atletizm Vakfi üyesi olarak Türk Sporuna katkısını sürdürmeye çabalıyor.