dr.hasirci@t-online.deTMOK Üyesi ve Fair Play Komisyonu üyesi olan Prof. Dr. Seyhan Hasırcı, Koblenz Landau Üniversitesi Spor Bilimleri Enstitüsünde ders verdi. İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Öğretim Üyesi, 2003 ten beri Almanya Olimpik Spor Birliği bünyesinde bulunan Türkiye masası danışmanı olarak görevini sürdürmekte. UEFA Taraftar experi olan Hasırcı, 2014 Yılından itibaren Spor Psikoloğu olarak çalışmalar yapmakta.Prof. Dr. Hasırcı’nın Spor Psikolojisi alanında birçok kitap ve makaleleri bulunmakta.
Yaşantımızın hemen her alanında sıkça rastlanan şiddet, günümüzde bazen farklı kişi ve kurumlar tarafından başka birilerini sindirmek için bir taktik olarak kullanılırken, bazen de sonuçları çok acı biten bir zulüm olarak görülmektedir. Biz insanların içini sızlatan bu şiddet, hâlâ ilkellikten kurtulamadığımızı bizlere göstermektedir.
Sözlük anlamına baktığımızda; “sertlik, katılık, sözle yola getirme yerine kaba kuvvet kullanma; azarlamada ve cezalandırmada aşırı gitme” şeklinde tanımlanan şiddet, saldırganlıkla bağlantılı bir davranış biçimi olarak da açıklanmaktadır. Burada herhangi bir nesne, varlık ya da kişiye uygulanan şiddet, mağdurun bunu istemediği ve onu tahrik edici, yıpratıcı bir eylem olarak da görülmekte, işin en ilginç yönü de bunun bir kişiye karşı uygulanmasıdır.
“İktidarlar ya da şiddeti uygulayanlar aslında hep buna karşı olduklarını söyleseler de (örn. ABD’nin Irak’a demokrasi getirmek amacıyla, İsrail’in Filistin’e karşı kendini koruması amacıyla ya da dünyanın farklı bölgelerinde farklı kişi ve kurumlarca sözüm ona eğitmek, yardım etmek amacıyla uyguladığı şiddeti gördükçe aklıma) bu ülkelerin ya da kişilerin kendi varlıklarını devam ettirebilmeleri için bırakın şiddeti, hatta acımasızca öldürdüklerine şahit olmaktayız.”
Nazi Almanyası’ndan kaçarak önce İstanbul’a, daha sonra da Amerika’ya yerleşen hukuk ve siyaset bilimcisi Prof. Dr. Maximilian Wagner, “İktidar; zulüm ve şiddet demektir çoğu zaman. İyi insanlar iktidara gelemezler, gelseler bile iktidarları kısa olur ya da iktidar onları bozar, zalim yapar. Çünkü iktidar olmanın başka yolu yoktur. İktidarınızın sürekliliği şiddete ve öldürmeye bağlıdır. İktidar yolu zorlu bir yoldur, uzun bir yoldur. İnsanı dönüştüren bir yoldur. Ancak iktidara hazır hale geldiğinizde, gerektiği kadar değiştiğinizde bu yolu tamamlayabilirsiniz.” diyordu, haksız da değil.
Canlılar arasındaki ilişkiyi bir ölüm kalım savaşı olarak nitelendiren Darwin, “Şiddet, insanın insanla ilişkisinden daha önce, diğer canlı türlerinde ve insanın doğa ile ilişkisinde de görülür.” diyerek, doğadaki şiddetin kaynağını “doğal ayıklanma/seleksiyon mekanizması” ile açıklamaya çalışmıştır.
Şiddetin içgüdüsel bir davranış olduğu iddiasının en güçlü savunucusu Sigmund Freud ise tüm normal ve normal dışı insan davranışlarının genetik olarak belirlenen iki temel içgüdünün etkisiyle çıktığını savunmuştur. Bunlar; “yaşam içgüdüsü” ve “saldırganlık-ölüm içgüdüsü”dür. Freud, bu iki temel içgüdünün doğuştan geldiğini, tüm insanlarda ortak olduğunu, insanın ruhsal yaşamını ve davranışlarını belirleyen temel organizasyonun bu iki gücün etkisi altında biçimlendiğini söylemiştir.
Günümüzün uygar yaklaşımlarına göre şiddet kabul edilemez bir fenomen, bir davranış şekli olsa da günümüzde hâlâ şiddeti farklı boyutlarıyla farklı bölgelerde görmemiz doğrusu bizleri endişeye sevk ediyor ve üzüyor. Ancak bu durum, şiddetin sosyolojik, psikolojik, politik, felsefi, psikiyatrik ve tarihi gerçekliğini ortadan kaldıramaz. Tarih ve siyaset üzerine düşünen hiçbir kimse, şiddetin insan ilişkilerinde oynadığı büyük rolü görmezlikten gelemez. Şiddeti şiddetle değil sevgiyle çözmenin mümkün olabileceği bir çağda olduğumuzu belirterek, bunun daha çok kişiler arası iletişimin yeterli düzeyde olmamasından kaynaklandığını buradan bir kez daha vurgulamakta yarar görüyorum.
Aslında yukarıda açıklamaya çalıştığımız tüm bu olguları; trafikte, okulda, askerde, iş yerinde, sporda, aile içinde ve hayatın her alanında görmemizin altında yatan, mutlak surette birilerinin çıkarının olduğu gerçeğidir. Şiddeti çözmek ise ancak yeterli düzeyde eğitimin verilmesi ve ilişkiler arası iletişimin sağlıklı bir şekilde oluşturulması ile mümkün olabilecektir. Burada kişilerin, grupların, toplumların, ülkelerin ve aslında tüm insanlık âleminin belirli bir eğitim düzeyine ulaştırılmasıyla bu işin daha kolay olacağı aşikârdır.
TMOK Üyesi ve Fair Play Komisyonu üyesi olan Prof. Dr. Seyhan Hasırcı, Koblenz Landau Üniversitesi Spor Bilimleri Enstitüsünde ders verdi. İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Öğretim Üyesi, 2003 ten beri Almanya Olimpik Spor Birliği bünyesinde bulunan Türkiye masası danışmanı olarak görevini sürdürmekte. UEFA Taraftar experi olan Hasırcı, 2014 Yılından itibaren Spor Psikoloğu olarak çalışmalar yapmakta. Prof. Dr. Hasırcı’nın Spor Psikolojisi alanında birçok kitap ve makaleleri bulunmakta.