dr.hasirci@t-online.deTMOK Üyesi ve Fair Play Komisyonu üyesi olan Prof. Dr. Seyhan Hasırcı, Koblenz Landau Üniversitesi Spor Bilimleri Enstitüsünde ders verdi. İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Öğretim Üyesi, 2003 ten beri Almanya Olimpik Spor Birliği bünyesinde bulunan Türkiye masası danışmanı olarak görevini sürdürmekte. UEFA Taraftar experi olan Hasırcı, 2014 Yılından itibaren Spor Psikoloğu olarak çalışmalar yapmakta.Prof. Dr. Hasırcı’nın Spor Psikolojisi alanında birçok kitap ve makaleleri bulunmakta.
Etik; eski yunancadan gelen bu sözcük olup günümüzde artık evrensel bir kelime hâline gelmiştir. Kelimenin Türkçedeki karşılığı özet olarak ahlaklı olmaktır. Sporda etik olmayan davranış ise kural dışı, haksız yollarla elde edilmiş başarı ve ona dayalı haksız kazançtır. Gerek sporda gerekse normal yaşamda etik olmayan davranışlar toplumun çoğu tarafından kabul görmez (Can, C.).
İlk olimpiyatların yapıldığı “Olimpia Stadı”nı görenler bileceklerdir; “Olimpia Stadı”nın girişindeki antik sporcuların heykelleri oldukça etkileyicidir. Ancak taş heykellerin hepsinin başının öne eğik olması dikkat çekicidir.
Bu olimpiyat kahramanlarının başları niye eğik diye araştırdığımızda alınan cevap çok ilginçtir. Bu ilginçlik herkesin kulağına küpe olmalıdır! “Bunlar Olimpiyat kahramanı değil, olimpiyatlarda hile ve şike yapan sporcuların heykelleridir. Utançları burada 2600 yıldır teşhir ediliyor…” diye cevap alınca şok oluyoruz! Ya peki bugün bahis konusunda adı geçenlerin heykellerini nereye ve nasıl dikeceğiz?
Ahlak, insanların bir arada yaşamaya başladığı günden bu yana davranışlarının iyi-kötü, doğru-yanlış, gerekli-gereksiz ekseninde değerlendirilmesine yarayan kurallar bütünüdür. Ancak evrenselliği tartışmalıdır; tarihe ve coğrafyaya bağlı olarak değişkenlik göstermekle beraber iyi-kötü, doğru-yanlış ifadeleri birçok toplumda evrensel kurallar hâline gelmiştir. Bu bağlamda dopingi ahlaklı bir davranış durumu olarak bulan bir topluma rastlayamazsınız (Talimciler, A.).
Doping kapsamına giren maddelerin, farkında olmadan alınanları hariç, hepsinin performansı artırmak için kullanıldıkları bir gerçektir; dolayısıyla bu ilaçlar sayesinde diğer sporcuların önüne geçmek amaçlanıyor denebilir.
Ahlak, rekabet ve kalite genellikle spora katılımın nedenini oluşturur. Tam da sporumuzun bu günlerde duyarlılığına gereksinim duyduğumuz bir tema. Sporun güzelliklerini bu üç değer üzerinden izlemek, bir eğitim, bir kültür olgusuna sahip olmakla mümkündür. Spor etkinliklerine insanlar genellikle; hareket etmek, eğlenmek, beceriler kazanmak, kendini ifade etmek, bir grubun üyesi olmak, kendini yeterli hissetmek, başarılı olmak, kazanmak ve her şeyden önemlisi haz duymak ister. Bu duygular spor ortamlarının olumlu etkileşim duygularıdır.
Sporda bir de yaşamak istemediklerimiz vardır. Örneğin; hareketsiz kalmak, sinirlendiren olaylar yaşamak, kendini beceriksiz, yetersiz hissetmek, başarısızlık, yenilgi, haksızlık, utanç duyma ve düşmanlık hissi gibi duygular sporun olumsuz etkileşimini vurgular. Etik değerler içinde kaliteli rekabet, sporda olumsuz etkileşimin olumlu etkileşime dönüşmesinde önemli bir rol üstlenir. Rekabet eğer güzellikleri üretmeye yönelik olduğunda spor yapmaya ve izlemeye değer olur (Hasırcı, S.).
Estetik ve mükemmellik sporu izlenmeye değer yapan en önemli özelliklerdir. Sporun gerçek mükemmelliği, yüksek rekabeti ateşleyen, kimin kazanıp kimin kaybettiği dikkate alınmadığında ortaya çıkar ve burada önemli olan sporun sadece spor olarak algılanmasıdır.
Sporda rekabet hiç kuşkusuz gereklidir. Rekabetçi yapısı ile spor, bir yaşam biçimi olduğu kadar kişilere deneyim kazandırır. İnsanoğlu rekabete yatkındır; rekabetçi bir dünyada başarılı olmak için bunun böyle olması kaçınılmazdır. Rekabet, kişilik gelişimi ve özgüveni de geliştirir. Rekabette hedef mükemmelliktir ve dolayısıyla ilginin sürekliliğini de sağlar.
İnsan, başkalarına karşı üstün gelmeyi bireysel başarı olarak görür. Rekabette kurallara uyma, adil ve tutarlı bir oyun anlayışı, ödül ve ceza yaşanır. Günlük yaşamın adeta sahneye konulmuş bir oyunu gibidir. Ancak rekabette bazı gerçekler herkesin beklediği gibi gerçekleşmez. Bir yarışmada bir kazanan, katılımcı sayısına göre birçok kaybeden vardır. Kaybedenler için spor olumsuz bir etkileşimdir. Bir koşu yarışmasını düşünün: İpi ancak bir kişi göğüsleyebilir!
Diğerlerinin yenilgiye uğradığı bir etkileşim vardır. Bir futbol maçını düşündüğümüzde, oynayan ve izleyenlerin yarısının olumlu, yarısının ise olumsuz duygularla sahadan ayrılacağı neredeyse kaçınılmazdır. Öyleyse sporda herkesin galip gelerek olumlu duygularla sahadan ayrılması beklenemez. İyi ve sağlıklı düşünüldüğünde, o kadar da olumsuz olmamamızın gerekmediğini anlamak mümkündür. Oyunun kuralları ve ahlak değerleri içinde sporcunun elinden geleni yaptığına inanarak sporun güzelliklerini kabullenmeyi öğrenen herkes olumlu duygularla sahadan ayrılabilir.
Kaliteli bir spor ve bir ahlak kalitesi konu edildiğinde spor ve ahlak ayrılmaz bir bütünü oluşturur. Sporun kalitesini sporun kendi kuralları, bu kuralları da toplumun değer yargıları oluşturur. Sporun kuralları adil bir oyun ortamı oluşturmuyorsa —ki bu mümkün değildir— o zaman yapılan bu sporun spor olmaması gerekir.
Hangi spor türünü toplumsal değerlerin dışında düşünebiliriz? Spordaki ahlak değerleri de toplumsal değerlerle örtüşebilmelidir ki biz buna ahlaklı spor diyebilelim. Sporda kalite, rekabeti oluşturduğu gibi düşmanlıkları da azaltır. Taraftarlar, rakip sporcu ya da takımın güzelliklerini, taraftarı olduğu sporcuya ya da takımına dönük bir silah olarak görmemeli ve kullanmamalıdır. Spordaki bu güzellikleri kabullenmeyi, kutlayabilmeyi ve alkışlayabilmeyi bir kültür olarak algılamalı ve yaşamalıdır.
Spor kültürü, etik değerlerle bezenmiş rekabetin ortaya koyduğu mükemmelliği benimser. Mükemmelliğin taraftarıdır. Sporda mükemmellik; etik değerlerle yoğrulmuş, toplumun beğenisini kazanmış insanın güzellik ideallerini sergilemelidir. Bu bağlamda ahlak ve adil oyun (Fair Play) etik değerlerle iç içe olup olmazsa olmazlarındandır.
Futbol sporumuzda son günlerde yaşanan bu kirlilik aslında bugün ortaya çıkmış bir sorun değildir. Ancak bu kirliliğe alet olan insanlar, yukarıda yazmaya çalıştığım etik değerler ve ahlaktan ne denli yoksun olduklarını bir kez daha bizlere göstermiş oldular. Zaten ülkemiz genelinde ahlaklı, adaletli, sağlıklı ve düzgün yürüyen neyimiz vardı da sporumuzda bu tür sorunlar olmasın! Ülkemizde futbolu yönetenlerden, futbol sporunu yapan ve hakem olarak görev alan bazı kişilerin hak ettikleri cezaları almaları ve tıpkı “Olimpia Stadı”nın girişindeki antik sporcularda olduğu gibi başları eğik bir vaziyette heykellerinin büyük meydanlarda sergilenmesi gerektiğini düşünüyor, saygılarımı sunuyorum.
TMOK Üyesi ve Fair Play Komisyonu üyesi olan Prof. Dr. Seyhan Hasırcı, Koblenz Landau Üniversitesi Spor Bilimleri Enstitüsünde ders verdi. İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Öğretim Üyesi, 2003 ten beri Almanya Olimpik Spor Birliği bünyesinde bulunan Türkiye masası danışmanı olarak görevini sürdürmekte. UEFA Taraftar experi olan Hasırcı, 2014 Yılından itibaren Spor Psikoloğu olarak çalışmalar yapmakta. Prof. Dr. Hasırcı’nın Spor Psikolojisi alanında birçok kitap ve makaleleri bulunmakta.