Bazı çocuklar vardır…
Daha ilk gördüğünüz anda içlerinden bir ışık geçtiğini hissedersiniz. Onlar kalabalığın içinde kaybolmaz; sadece zamanını bekler.

Bugün köşemde ağırladığım Abdullah Koçak da benim hafızamda hep böyle kalan gençlerden biridir. Aradan yıllar geçti, yollarımız farklı ülkelere, farklı salonlara, farklı hayatlara uzandı ama Abdullah’ın yüzündeki o tanıdık ifade hiç değişmedi. Bu yaşımda şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bir insanın yüzü değişmiyorsa, kalbi de yolunu kaybetmemiş demektir.
İzmir’de atletizmin o güzel, heyecanlı günleriydi… Seha Aksoy Stadı’nda gençlerin kendi aralarında yaptığı yarışları izliyorduk. Tribünde oturanlar belki sıradan bir koşu seyrediyordu ama sahada bir hikâye başlıyordu. Abdullah, arkadaş grubuyla yaptığı koşuda dikkat çekmişti. O sırada orada bulunan Levent Gençler onu yanına çağırdı ve bugün hâlâ hatırladığım o basit ama hayat değiştiren soruyu sordu: “Sen iyi bir sporcu olursun, benimle çalışmak ister misin?”
Bazen bir cümle bir kapıdır. Abdullah için o gün açılan kapı, Çimentaş Amatör Atletizm Kulübü lisansıyla başlayan bir yolculuğa dönüştü. 50 metre, 60 metre yıldızlar şampiyonlukları, yıldızlar Türkiye rekoru… Başarı onun peşinden geldi, o başarının peşinden koşmadı. Bu başarılar onu Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi Bölümü’ne taşıdı. Sporun sadece performans değil, eğitim olduğunu erken yaşta kavrayan sporcular vardır; Abdullah da onlardan biri oldu. Reebok takımıyla çalışması, ardından İsviçre’de bir fitness stüdyosunda step aerobik eğitmeni olarak görev alması, sporculuktan eğitimciliğe uzanan doğal bir dönüşümdü.
Anadolu Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu’na kabul edilmesiyle birlikte üniversite yılları onun için yalnızca öğrenme değil, üretme dönemi oldu. Atletizmdeki yeteneklerini geliştirirken bir yandan ulusal kanallarda sabah programlarında step aerobik eğitmenliği yaptı, Step Reebok takımının kurucu üyeleri arasında yer aldı ve pek çok fitness merkezinde aktif görev üstlendi.
Üniversite sonrası rotasını İsviçre’nin Zürih kentine çevirdi. Orada geçen yirmi yıl, bir sporcunun uluslararası bir eğitmene dönüşmesinin en güzel örneklerinden biridir. Luxor Sport Center, Bort Mavi Plates, Catherine ve Plates gibi farklı merkezlerde pilates ve fitness eğitmeni olarak çalıştı. 1996 yılında İsviçre’de Alper Koçak Pilates studio olarak kendi pilates stüdyosunu kurup bağımsız bir eğitimci kimliği kazandı.
Yıllar sonra İzmir’e dönüşü ise bir dairenin kapanması gibiydi. 2016’da kendi stüdyosunu açtı, 2018’den itibaren Plates Bubs İzmir şubesinin marka temsilciliğini ve eğitmenliğini üstlendi. Bugün geldiği noktada Abdullah Koçak, uluslararası ölçekte kabul gören Balance and Body sisteminin yetkili eğitimcileri arasında yer alarak bilgi ve deneyimini yeni nesillere aktarmaya devam ediyor.
Bir öğretmen için en büyük mutluluk, öğrencisinin mesleğini sürdürmesi değildir; mesleğin ruhunu taşımasıdır. Abdullah’ın yolculuğuna baktığımda gördüğüm tam olarak budur.