Türkiye, Dünya Kupası’na 24 yıl sonra yeniden katıldı. Toplum olarak Dünya kupasına katılmak sadece milli bir başarı beklentisi değil, kolektif bir özlemin tetiklenmesi gibi oldu. Tüm detaylar çok konuşuldu, taktikler, oyuncu hataları, teknik analizler…Elbette konuşacağız, biz bir futbol ülkesiyiz.
Türkiye Milli Takımı’nı çalıştıran Montella 26 Haziran 2026 Cuma günü, Türkiye’nin 2026 Dünya Kupası’ndaki son grup maçında ABD’yi 3-2 mağlup etmesinin ardından düzenlenen basın toplantısında bir açıklama yaptı. Türkiye ilk iki maçını kaybettiği için bu galibiyet gruptan çıkmaya yetmedi ve turnuvaya veda etti.
Montella, “Bence bir psikoloji uzmanına ihtiyacımız olmayacaktır çünkü takım karakterini gösterdi zaten.” dedi.
Dünyada modern sporun gittiği yön bambaşkayken, Montella bu açıklamayı kendi görüşü doğrultusunda yaptı. Ancak günümüzde elit sporun ve sporcunun gerçeği bu görüşle örtüşmüyor. Modern sporda spor psikolojisi antrenman ve taktik kadar önemli kabul ediliyor.
Sporcular saatler süren antrenmanlar yapıyorlar, uykularını, beslenmelerini düzenliyorlar, tekniklerini geliştiriyorlar. Peki trübün öfkesini, performans baskısını, sosyal medya eleştirilerini, 90. dakikada kullanılacak penaltıyı kaçırma kaygısını kim çalıştırıyor?
Spora ve sporcuya bakışımızı değiştirmemizi gereken bir cümle gibi Montella’nın cümlesi ‘psikologa ihtiyacımız yok.’
Sorun yaşandığında kapısı çalınan biri olmamalı spor psikoloğu, teknik direktörün tüm süreci birlikte yönettiği biri olmalı, takımın da bir parçası.
Futbol yalnızca fizik gücüyle kazanılmıyor, bütün oyuncular hızlı, bütün oyuncular güçlü ve kendini geliştirmek için çok çaba gösteriyor. Dünyada fark yaratan oyuncuyu belirleyen koşu hızı, kas kuvvetinden ziyade baskı altında aldığı kararlar, duygularını sahada nasıl yönettiği, hakemin kararına takılmayıp oyuna devam edebilmesi, trübün baskısı altında oyunda kalabilmesi… Bunlar zihinsel beceriler, öğrenilebilir, yönetilebilir, güçlendirilebilir ama uzmanı ile. Kaslar yorulur, zihin de yorulur.
Dünyada pek çok takım, süreci bilimsel dayanaklarla, spor psikologları ile yönetiyor. Türkiye’de ise spor psikolojisi denince akla “moral vermek” geliyor. Psikolog moral vermez, sporcu ile süreci birlikte yürütür. Baskı altında karar vermeyi, kaybetmeyi, hata yaptıktan sonra toparlanabilmeyi, takım içi iletişimi, mental dayanıklılığı… Maçları izlerken ‘keşke bu an zihinsel olarak çalışılmış olsaydı’ dediğim pek çok an oluyor. Çok yetenekli futbolcular maçta bekleneni veremiyor.
Türkiye’de sporun sürdürülebilir bir başarı sistemi kurabilmesi için, sporcularını zihinsel olarak güçlendirmesi şart. Sadece kamplarla, teknik analizlerle, kas odaklı antrenman sistemleriyle sporcuyu hazırlamak başarı getirmiyor, bunu kabul etmemiz gerekiyor. Zihinsel antrenman olmadan yıllara yayılan sürekli bir performans beklemek haksızlık gibi geliyor.
Kendini defalarca kanıtlamış futbolculardan oluşan milli takımımız ve Dünya Kupası sürecini düşündüğümüzde, şimdi soruyorum: Bu kadar büyük bir baskı altında konuşmamız gereken şey futbolcuların fiziksel performansı mı, yoksa zihinsel dayanıklılığı mı? Böylesine büyük bir görev ve hayal yükü altında, hangimiz sistemli bir psikolojik destek olmadan gerçek performansımızı sahaya yansıtabilirdik?
‘Spor psikoloğuna ihtiyacımız yok’ demek, modern sporun gerçeklerini değiştirmiyor.