rcengiz1965@gmail.com01.06.1965 Diyarbakır doğumlu. Lisans, Yüksek lisans ve Doktora eğitimini: Ankara Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor A.B.D.’da tamamladı.Ulusal ve uluslararası bilimsel Kongre ve Sempozyumlarda 84 bildirisi bulunmaktadır.Ulusal ve uluslararası spor bilimleri dergilerinde 45 yayınlanmış makalesi yer almıştır.“O Küçe Senin Bu Küçe Benim”, “Kulübümüz Köklü, Camiamız Büyük Allah Kerim”, “Köşeli Yazılar”, “Top Patladı Şimdi Onarma Zamanı”, “İletişim”, “Sporda İletişim”, “Futbolda Yıldırma” ve “Her Sorun Futbola Gol Oluyor” kitaplarını yazdı.TBMM ve bazı bakanlıklarda çeşitli komisyonlarda görev aldı. TMOK Fair Play Komisyonu üyesi.Birçok ödül sahibi, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Rekreasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olan yazar evli ve iki çocuk babası.
2014’ten 2026’ya Bosna: Bir Formanın Taşıdığı Hafıza ve Umut
Milli takımlar başarılarını yalnızca kazandıkları kupalarla, aldıkları galibiyetlerle veya turnuva dereceleriyle anlatmaz. Bazı takımların forması, taşıdığı renklerden çok daha fazlasını ifade eder. O forma; bir ülkenin geçmişini, yaşadığı acıları, yeniden ayağa kalkma iradesini ve geleceğe duyduğu umudu temsil eder. Bosna-Hersek Milli Takımı, futbolun bazen bir oyundan daha fazlası olabileceğini gösteren en güçlü örneklerden biridir.
Bosna futbolunun hikâyesini anlamak için taşıdığı tarihsel hafızayı bilmek gerekir. 1992-1995 yılları arasında yaşanan savaş, Bosna-Hersek halkında derin yaralar bıraktı. Binlerce insan hayatını kaybetti, aileler parçalandı ve 1995 yılında Srebrenitsa’da yaşanan soykırım insanlık tarihinin en acı olaylarından biri olarak hafızalara kazındı.
Bosna’nın hafızasında yalnızca savaş meydanları değil, hayatta kalma iradesinin sembolleri de vardır. Saraybosna kuşatması sırasında şehre nefes aldırmak için inşa edilen ve “Umut Tüneli” olarak anılan geçit, bir halkın imkânsızlıklar karşısında çözüm üretme kararlılığının simgesi oldu. İnsanların keskin nişancıların tehdidi altındaki bölgelerden geçebilmek, yiyecek ve temel ihtiyaçlara ulaşabilmek için kullandığı bu tünel, Bosna’nın direnme karakterinin en önemli sembollerinden biridir.
Yıllar sonra futbolcuların maç öncesinde soyunma odasından sahaya çıktığı tünel de benzer bir anlam taşımaya başladı. Biri hayatta kalmak, diğeri mücadele etmek için geçilen iki yoldu. Biri savaşın karanlığından çıkış ararken, diğeri sporun rekabet alanına açılıyordu. Ancak ikisinin ortak noktası aynıydı: Zorlu koşullar karşısında vazgeçmemek.
Bosna’nın cesaret anlayışı yalnızca zor zamanlarda hayatta kalmakla sınırlı değildir. Mostar Köprüsü’nden yapılan geleneksel atlayışlar da bu coğrafyada cesaretin, özgüvenin ve meydan okuma ruhunun sembollerinden biri olarak kabul edilir. Yüksekten suya bırakılan her beden, aslında korkuya karşı verilen bir mesajdır. Futbol sahasında rakibin karşısına çıkan oyuncular için de benzer bir anlam taşır bu ruh; cesaret, korkunun yokluğu değil, zorluğa rağmen adım atabilme iradesidir. Mostar Köprüsü’nden atlayanlarla sahada mücadele eden futbolcuları birleştiren ortak nokta, sınırların ötesine geçme ve kendine inanma cesaretidir.
Bir rivayetten doğan direnç sembolü
Bosna’da yıllardır anlatılan sembolik bir rivayet, bu mücadele ruhunu anlamak açısından dikkat çekicidir. Rivayete göre savaş sonrasında Mostar’daki Hum Tepesi’ne dikilen büyük haç üzerinden bir güç gösterisi yapılmak istenir. Bu anlatıya göre Aliya İzzetbegoviç’in şu anlamda bir cevap verdiği aktarılır: “En yüksek tepeye haç dikerseniz dikin, onun da üstünde ay ve yıldız vardır.”
Bu sözün tarihsel olarak gerçekleşmiş kesin bir diyalog olduğuna dair doğrulanmış bir belge bulunmamaktadır. Ancak Bosna toplumunda yaygın biçimde aktarılan bu ifade, sembollerin ötesinde bir anlam taşır. Asıl mesaj; fiziksel üstünlüklerin, baskıların veya zorlukların insanın umudunu ve kimliğini tamamen ortadan kaldıramayacağı düşüncesidir. Bu nedenle söz, yalnızca bir inanç veya kimlik ifadesi olarak değil, zor koşullar karşısında direnme iradesinin sembolü olarak değerlendirilmelidir.
Futbolda liderlik ve anlam verme
Büyük maçlarda teknik direktörlerin en önemli görevi sadece taktik belirlemek değildir. Asıl liderlik, oyunculara neden mücadele ettiklerini hatırlatabilmektir. Çünkü bazı karşılaşmalarda futbolcular yalnızca skoru değil, temsil ettikleri değerleri de taşırlar.
Bosna-Hersek gibi tarihsel hafızası güçlü bir takımda teknik direktörün en önemli görevi, oyunculara rakibin gücünden önce kendi kimliklerini hatırlatmaktır. Böyle bir takımda soyunma odasındaki temel mesaj şudur: “Bugün sadece kendiniz için değil, bu formayı geçmişte taşıyanlar ve gelecekte taşıyacak olanlar için mücadele ediyorsunuz.”
Çünkü futbolun psikolojik tarafı burada ortaya çıkar. Oyuncu sadece yeteneğiyle değil, taşıdığı anlamla da güçlenir. Büyük teknik direktörler oyuncularına yalnızca nasıl oynayacaklarını değil, neden mücadele edeceklerini de öğretir.
2014: Bir ülkenin dünya sahnesine çıkışı
Bosna futbolunun en önemli dönüm noktalarından biri 2014 FIFA Dünya Kupası oldu. Teknik direktör Safet Sušić yönetimindeki Bosna-Hersek, tarihinde ilk kez Dünya Kupası’nda mücadele etti.
O takımda yer alan Edin Džeko, Vedad Ibišević, Miralem Pjanić, Asmir Begović ve Emir Spahić gibi isimler yalnızca bireysel yetenekleriyle değil, taşıdıkları hikâyelerle de öne çıktı. Ancak Bosna’nın 2014 başarısı sadece duygusal bir hikâyeden ibaret değildi. Džeko’nun golcülüğü, Pjanić’in oyun zekâsı, Begović’in güven veren kaleciliği, Spahić’in liderliği ve takımın Avrupa futbolundan kazandığı deneyim, bu anlamlı hikâyeyi sahadaki kaliteyle tamamladı.
2014 Dünya Kupası’na katılmak, Bosna için yalnızca sportif bir başarı değildi. Bu, savaşın yaralarını taşıyan bir toplumun dünyaya verdiği güçlü bir mesajdı: “Biz hâlâ buradayız.”
2014’ten 2026’ya: Değişen isimler, devam eden ruh
Futbolda en zor şey, bir başarı yakalamaktan çok bir kültür oluşturmaktır. Çünkü gerçek istikrar, sadece büyük turnuvalara katılmak değil; mücadele anlayışını, takım kimliğini ve futbol geleneğini gelecek nesillere aktarabilmektir.
2014 yılında Džeko ve arkadaşlarının taşıdığı sorumluluk, sonraki kuşak futbolcular için bir miras hâline geldi. 2026 Dünya Kupası hedefi ve eleme süreci de Bosna futbolunun bu mirası koruma ve yeni nesillerle devam ettirme çabasının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Bugünün futbolcuları, 2014 kadrosunun birebir devamı değildir. Ancak onları birbirine bağlayan temel unsur aynıdır:
Bosna formasına yüklenen anlam.
Çünkü bazı ülkelerde milli takım yalnızca futbolcuların oluşturduğu bir kadro değildir. O takım, geçmiş ile gelecek arasında kurulan bir hafıza köprüsüdür.
Futbolun ötesindeki zafer
Bosna-Hersek Milli Takımı’nın hikâyesi, yalnızca bir futbol takımının turnuva serüveni değildir. Bu hikâye; savaşın yıkımından sonra yeniden ayağa kalkmanın, kayıplara rağmen geleceğe inanmanın ve bir toplumun değerlerini yeni kuşaklara aktarabilmesinin hikâyesidir. Bu nedenle Bosna’yı değerlendirirken yalnızca kaç gol attığına, kaç maç kazandığına veya hangi turnuvaya katıldığına bakmak yeterli değildir. Çünkü bazı takımlar skor tabelasında değil, temsil ettikleri anlamlarla ölçülür.
2014’te Džeko, Pjanić, Ibišević ve arkadaşları sahaya çıktığında taşıdıkları yalnızca bir forma değildi. Onlar, geçmişin acılarını geleceğin umuduna dönüştürmeye çalışan bir neslin temsilcileriydi. 2026 yolunda mücadele eden yeni kuşak ise aynı ruhu farklı isimlerle devam ettirme sorumluluğunu taşımaktadır. Belki de Bosna’nın asıl başarısı, her zaman kupaları kazanmak değildir. Asıl başarı; zor zamanlarda kaybolmayan bir kimlik oluşturabilmek, mücadele kültürünü koruyabilmek ve “yeniden başlayabilme” cesaretini gösterebilmektir.
Sonuç olarak, futbol bazen sadece 90 dakikadan ibaret değildir. Bazen bir pas, bir mücadele, bir gol sevinci; bir halkın hafızasında saklı kalan umudun dışa vurumudur.
Bosna’nın hikâyesi bize şunu anlatır: En yüksek tepeye hangi sembol dikilirse dikilsin, insanı ayakta tutan asıl güç; inancı, hafızası ve umududur. Çünkü bazı takımlar maç kazanır, bazı takımlar ise bir milletin yeniden ayağa kalkma hikâyesini sahaya taşır.
Bosna-Hersek, işte bu yüzden sadece bir milli takım değildir. Bosna-Hersek, futbolun hafızaya, mücadelenin umuda ve bir formanın bir milletin hikâyesine dönüşebileceğinin en güçlü örneklerinden biridir.
01.06.1965 Diyarbakır doğumlu. Lisans, Yüksek lisans ve Doktora eğitimini: Ankara Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor A.B.D.’da tamamladı.
Ulusal ve uluslararası bilimsel Kongre ve Sempozyumlarda 84 bildirisi bulunmaktadır.
Ulusal ve uluslararası spor bilimleri dergilerinde 45 yayınlanmış makalesi yer almıştır.
“O Küçe Senin Bu Küçe Benim”, “Kulübümüz Köklü, Camiamız Büyük Allah Kerim”, “Köşeli Yazılar”, “Top Patladı Şimdi Onarma Zamanı”, “İletişim”, “Sporda İletişim”, “Futbolda Yıldırma” ve “Her Sorun Futbola Gol Oluyor” kitaplarını yazdı.
TBMM ve bazı bakanlıklarda çeşitli komisyonlarda görev aldı. TMOK Fair Play Komisyonu üyesi.
Birçok ödül sahibi, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Rekreasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olan yazar evli ve iki çocuk babası.