r.yilmaz50@gmail.com1961 Bartın doğumlu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde okudu.Gazetecilik Mesleğine 1983 yılında Günaydın Gazetesi’nde başladı.TSA, Dünya, Akşam ve Aydınlık Gazetesi, 24 TV (Spor Müdür Yardımcısı) ve TRT Spor’da (Haber Müdürü) çalıştı.TGC, TSYD ve TMOK (30 yıllık) Üyesi,
TMOK Fair Play Komisyonu Başkanı,Bir dönem (2021-2025) Avrupa Fair Play Birliği (EFPM) Denetleme Kurulu Üyeliği yaptı,
Türk Spor Ajansı ve Hotel Gazetesi Yayın Danışmanı,
Halen Türk Spor Ajansı'nda köşe yazılarına devam ediyor,Değer Otizm Derneği gönüllüsü.
2 adet biyografi ve 1 şiir kitabının editörlüğünü yaptı.
Avrupa Fair Play Birliği’nce (EFPM) Tanıtım ve Eğitim dalında Vox Award ve Dünya Fair Play Konseyi’nce (CIFP) Tanıtım dalında Şeref Diploması ile ödüllendirildi.
24 yıl aradan sonra yeniden katıldığımız Dünya Kupası heyecanı, dün geceki açılış töreni ve Meksika-Güney Afrika karşılaşmasıyla başladı. Bir futbolsever, spor muhabiri ve spor medyası yöneticisi olmam nedeniyle doğal olarak gözüm turnuvanın ilk maçındaydı.
Ancak izlediğim bu 15. Dünya Kupası, ilk kez takip ettiğim 1974 Dünya Kupası’ndan oldukça farklı bir tablo ortaya koyuyor. (Daha sonra film kayıtlarından izlediğim 1966 Dünya Kupası’nı bu hesaba katmıyorum.) Her turnuvada kurallar biraz daha değişirken, açılış törenleri öncesindeki gösteriler de futbolun kendisini zaman zaman ikinci plana itiyor.
Bu heyecanın yıllar içinde azalması, maçın artık sadece saha içinde kazanılmadığı düşüncesinden mi, ev sahibi ülkelerin tercihleri doğrultusunda şekillenen uygulamalardan mı, yoksa yaşın getirdiği farklı bir bakış açısından mı kaynaklanıyor; doğrusu buna henüz net bir cevap verebilmiş değilim.
Bizim Çocuklar’ın da bu büyük organizasyonda yer alması heyecanı artırsa da, FIFA’nın ev sahibi ülkelerin bazı kararları karşısındaki pasif tutumu içimde bir ukde bırakıyor.
ABD’nin, Afrika’da Yılın Hakemi seçilen Somalili Omar Abdulkadir Artan’a vize vermeyerek ülkeye almaması ve buna FIFA ile Afrika Futbol Konfederasyonu’nun (CAF) sessiz kalması üzüntümü daha da artırdı.
Benzer sorunlar yalnızca hakemlerle sınırlı kalmadı. Dünya Kupası’nı takip etmekle görevli bazı gazetecilerin vize alamaması üzerine Dünya Spor Yazarları Birliği (AIPS) devreye girerek tepki gösterdi.
Irak Milli Takımı’nın yıldız golcüsü Aymen Hussein’in Chicago O’Hare Havalimanı’nda yaklaşık yedi saat sorgulandıktan sonra ülkeye girişine izin verilmesi, takımın resmi fotoğrafçısı Talal Salah’ın ise 10 saati aşan sorgulamanın ardından ABD’ye alınmaması da dikkat çekici gelişmeler arasındaydı.
İran cephesinde ise tablo daha da çarpıcıydı. Vize sorunları nedeniyle bazı federasyon görevlileri ve destek personelinin ABD’ye giremediği, takımın bu nedenle hazırlık planlarını değiştirmek zorunda kaldığı bildirildi. Hatta İran Futbol Federasyonu Başkanı Mehdi Taj’ın vize başvurusunun reddedildiği ifade edildi.
Futboldan Önce Gelen Gündem
FIFA Başkanı Gianni Infantino, ev sahibi ülkelerin güvenlik politikalarına müdahale edemeyeceklerini söylerken, Donald Trump’a özel teşekkür etmeyi de ihmal etmedi. Buna rağmen İran Milli Takımı teknik ekibindeki birçok isme vize verilmemesi ve takımın hazırlık kampını Meksika’ya taşımak zorunda kalması, ister istemez şu soruyu akıllara getiriyor: Bir ülkenin turnuvaya katılabilmesi tek başına başarı mıdır, yoksa tüm paydaşların eşit şartlarda organizasyonda yer alabilmesi mi asıl başarıdır?
Aslında bu yazıya; açılış töreni, açılış maçı, A Milli Takımımızın maç saatleri, yeni kurallar ve özellikle de hakem kamerası üzerine ilk izlenimlerimi paylaşmak amacıyla hazırlık yapmıştım. Ancak yaşanan gelişmeler, futbolun önüne geçen başka bir gündem oluşturdu.
İlk Kırmızı Kartı Kim Gördü?
Açılış maçında Mısırlı hakemin gösterdiği üç kırmızı kart doğal olarak dikkat çekti. Televizyon karşısında 15 Dünya Kupası izlemiş biri olarak bunu notlarımın en üst sıralarına yazmıştım.
Ancak benim için asıl kırmızı kart, turnuva başlamadan önce bazı ülkelere, hakemlere ve görevlilere gösterilmişti.
Mısırlı hakemden söz etmişken, Mısır’dan bile temsilcinin bulunduğu bir Dünya Kupası’nda Türk hakeminin görev almaması da ayrıca dikkat çekici bir ayrıntı olarak notlarım arasındaki yerini aldı.
Yeni Kurallar ve Hakem Kamerası
Sabah saatlerinde izlediğim Güney Kore-Çekya karşılaşması, yeni kuralların oyuna etkisini daha net görmemi sağladı. Maçın spikeri de bu değişimlere sık sık değindi.
Zamanla elbette hepimiz alışacağız. Ancak yeni uygulamalar arasında en çok hoşuma giden yenilik, hakem kamerası oldu. Güney Kore’nin uzaktan çektiği ve az farkla auta giden bir şutun ardından spikerin, “Bu pozisyonu bir de hakem kamerasından izleyelim” demesi, iyi spikerliğin önemini bana bir kez daha hatırlattı.
Bazı anlatımlarda en kritik pozisyonlarda bile müdahale eden oyuncunun adı söylenmeden geçilirken, oyundaki yeniliklerin izleyiciye aktarılması yayıncılığın önemli bir parçası. Elbette bununla ilgili çok daha fazla örnek vermek mümkün. Ama amaç üzüm yemek, bağcıyı dövmek değil.
Hakemin saniyeleri sayarak oyunu hızlandırmaya çalışması dikkat çekiciydi. Buna karşılık, futbolu hızlandırmak amacıyla getirilen kuralların uygulandığı bir turnuvada üçer dakikalık su molalarının verilmesi de ayrı bir tezat olarak hafızalara yerleşti.
Sırada Taç Antrenörleri mi Var?
Güney Kore-Çekya maçında dikkatimi çeken bir başka ayrıntı da Çekya’nın uzun taç organizasyonları oldu. Son yıllarda duran top, korner ve özel set antrenörlerinin yaygınlaştığını görüyoruz. Görünen o ki, teknik ekiplerde yakında “taç antrenörü” kavramını da daha sık duymaya başlayacağız.
Son Heung-min’in Unuttuğu Şey
Futbol adına dikkatimi çeken en önemli ayrıntılardan biri ise Güney Kore kaptanı Son Heung-min’in performansıydı. Tecrübeli oyuncu zaman zaman bir Dünya Kupası maçında olduğunu unutmuş gibiydi. Sürekli uzaktan şut denemesi yapması bana, mahalle maçlarında topun sahibi olan çocuğun istediğini yaptığı günleri hatırlattı. Teknik direktörünün 69. dakikada Son’u kenara alıp yerine Beşiktaş forması da giymiş olan Oh’u oyuna sürmesi ise önemli bir tercihti. Nitekim golcü oyuncu takımına galibiyeti getiren golü atarak hocasının kararını haklı çıkardı.
Belki de Dünya Kupaları’nın güzelliği tam da burada yatıyor.
Yeni kurallar geliyor, teknoloji değişiyor, yayın anlayışı dönüşüyor. Ama sonunda kazanan yine doğru zamanda doğru kararı verenler oluyor.
Ve bizler, yıllar geçse de o topun peşinden gitmeye devam ediyoruz.
Son söz olarak, turnuvanın başlangıcı her ne kadar adil olmasa da saha içinde Fair Play’in önde tutulduğu bir Dünya Kupası diliyorum…
1961 Bartın doğumlu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde okudu. Gazetecilik Mesleğine 1983 yılında Günaydın Gazetesi’nde başladı. TSA, Dünya, Akşam ve Aydınlık Gazetesi, 24 TV (Spor Müdür Yardımcısı) ve TRT Spor’da (Haber Müdürü) çalıştı. TGC, TSYD ve TMOK (30 yıllık) Üyesi,
TMOK Fair Play Komisyonu Başkanı, Bir dönem (2021-2025) Avrupa Fair Play Birliği (EFPM) Denetleme Kurulu Üyeliği yaptı, Türk Spor Ajansı ve Hotel Gazetesi Yayın Danışmanı,
Halen Türk Spor Ajansı’nda köşe yazılarına devam ediyor, Değer Otizm Derneği gönüllüsü.
2 adet biyografi ve 1 şiir kitabının editörlüğünü yaptı. Avrupa Fair Play Birliği’nce (EFPM) Tanıtım ve Eğitim dalında Vox Award ve Dünya Fair Play Konseyi’nce (CIFP) Tanıtım dalında Şeref Diploması ile ödüllendirildi.