ozdamarekrem@gmail.comMilli Sporculuk: Atletizmde Türkiye Rekortmeni, ISF 2. Balkan Şampiyonu, Avrupa 2., Dünya Oyunları 1., İslam Oyunları 1. Uluslararası kürsüler…Öğretmen Lisesi, Spor Akademisi Mezunu. GSGM Uzman Antrenör, GSGM İl Spor Müdürü Yardımcısı,Gazetecilik: TV Yapımcı, Yönetmen (61 adet Türkü Filmi, MagazinProgramları, Spor Programları, Haber, Drama Filmleri, Kurtuluşun İlk Kurşunları gibi belgeseller...
Sevgili okurlarım, önceki yazımda Nurullah Abi’nin de yeri doldurulamaz demiştim. Kaldığımız yerden devam ediyorum.
70’li yıllarda bizden önceki kuşağın çok desteğini gördük…
Bu kıymetli abilerden biri de; gençliğinde yüksek atlamada büyük başarılar elde eden Prof Dr. Ersin İstanbulluoğlu idi… Kendisinden Dünya Rekortmeni Dwight Stones’ın antrenmanlarını almasını rica etmiştim ki, ABD eğitimi sırasında bunu sağlamıştı…
Bu ilave önerilerle bezenmiş metodoloji çok farkındalık oluşturmuştu bende… Buradan bir daha teşekkür ediyorum.
Bir başka örnek kişi ise Akın Taşkent abimdi… Doğu Alman yüksekcilerin antrenmanlarını tercüme ederdi bana… Doğu Alman atletizm profesörlerinin paha biçilmez antrenman bulgularını…
Eğlenceli sohbetlerini unutamadığım, çekiç atıcı Polis Ercan Abi de müthiş bir psikologdu kanımca…
Stresli, yoğun antrenmanların arasında hele halter antrenmanlarında aynı ortamda çalışırken rahmetlinin nükteleri çok iyi gelirdi bize…
O dönemin daha tecrübeli atıcıları dünya literatürünü de takip ederler, güç geliştirme metodları konusunda bilgilerini esirgemezlerdi…
Kendisi aynı zamanda Türkiye Bilek Güreşi Şampiyonu idi Ercan abimiz…
O yıllarda bir dönem, antrenmanlarımız sırasında Alman Dünya Rekortmeni disk atıcı Walter Shmidt de bizimle aynı yerde kamp yapıyordu… Antrenmanlarda sık sık karşılaşıyorduk…
Ercan Abi ve sporcu arkadaşlar milli takım kampında eğlenirken, bilek güreşi de yaparlardı… Tüm atıcıları yenmişti o gün bilek güreşinde… Ona direnebilen de kendisi gibi çekiç atıcı olan Uğur Sel’di…
Düşünün ben 90 kg koparmayı setleyen bir güce sahip iken Uğur Sel’e 5 sn direnebiliyordum. Uğur Sel de Ercan abiye 5 sn…
Bilek gücü özel bir güçtür velhasıl…
Yayın danışmanımız Remzi Yılmaz’ın çok daha iyi bildiği gibi…
Bir gün, tesadüfen Alman Diskçi Schmidt de oradan geçiyordu… Aramızdaki güreşleri seyrettikten sonra; ‘beni de yen de görelim’ kabilinden ısrarla Ercan Abi ile güreş tutmak istedi…
Ercan Abi ‘olmaz, sakatlanırsın’ dediyse de anlatamadı…
Nihayet güreş başladı… 140 kiloluk 2 metrelik dev Alman bir yüklendi… Ercan Abi’nin bileği
kımıldamıyor… Bir daha, bir daha… Olayın etrafında toplandık, heyecanla seyrediyoruz…
Sonunda Alman Dünya Şampiyonu dirseğini eline alıp söylene söylene kalktı…
Tam o sırada antrenörü de geldi, olayı fark edince adeta küplere bindi… Bas bas bağırmaya başladı…
Sporcusunu öyle azarladı ki, Almancanın gür şivesi hala kulaklarımda…
Ve sonra kamp yerinden her geçişinde antrenör görür görmez Ercan Abi’ye söylenmeye başlardı…
Çekiççi Ercan Abi o geçerken saklanacak yer arıyordu… Hatta çekicini bile saklıyordu nedense…
Maalesef sonraları Alman Şampiyonun başarılarını bir daha duyamadık… Ercan Abinin bileği
Alman Diskcinin spor hayatını bitirmiş olabilir mi diye hala merak ederim…
Disk atıcımız Mehmet Hüseyinoğlu da bir diğer espri yüklü abimizdi… Gerek yurt içi gerek yurt dışı müsabaka kamplarında, ekibi gülmekten kırar geçirirdi…
Şimdi dönüp baktığımda gerçekten müthiş katkısı olmuştu moral motivasyon ve müsabaka streslerini tolere etmek anlamında… Çünkü gülmek sporcu organizmasına çok iyi gelen, yorgunlukları çabuk toparlayan bir ilaç gibiydi…
Hüseyinoğlu son derece halim selim biriydi… Ancak bir gün İzmir’de disk antrenmanı yaparken bir karateci Mehmet Abi’ye atar yapmış, onun antrenman alanına tecavüz etmiş… Ben abartı bir yana, sadece uzaktan birini yere paralel uçarken görmüştüm…
Sonra soruşturdum ki, meğer abimiz kibarca birkaç kez uyarmış o kişiyi… Israrla karşılık verince de basmış tokadı… O diski 55 metre atan kolu ile…
Diskçi deyip geçemezsiniz… 200 kg. Bench Pres yapardı abimiz… Mazallah tokadının rüzgarı bile üşütür, hasta eder adamı.
Öylesine sakin ve ağır bir abimiz idi ki, attığı tokada hala inanamıyorum… Espri ve tolerans yüklü birini hangi söz, hangi hareket rayından çıkarmıştı?
Tabii ki, tasvip edilen hareketler değil bu tür şeyler… İki taraf için de… Fair Play ruhuna, olimpizm ruhuna, kardeşlik, dostluk, barış ruhuna uygun hareketler değil…
Aslında atletizmde böyle bir olaya ya da kavgaya o güne kadar hiç şahit olmamıştım. Daha sonra da olmadım…
Atletizm sahasında cirit, gülle, disk, çekiç gibi atma branşları çok olduğu için, sahaya alışık olmayanlar uluorta atma alanlarına girebiliyor, tehlikeli anlara şahit olabiliyorduk…
Bu yüzden atletizm antrenmanı yapılan sahalara başka sporcuların girmesini, hatta vatandaşların girmesini şahsen hiç tasvip etmiyorum…
Atletlerin çalışma saatlerinde ve özellikle diskçilerin…
Sakatlıklar olabilir.
Şimdi bazan düşünüyorum da bu sıradışı olay bir yana, onları özellikle atıcılarımızı ağır yükler, tonlarca ağırlık altında halter çalışmak mı esprili ve arkadaş canlısı yapmıştı?
IQ’leri mi yüksekti, doğaları mı böyleydi bilemiyorum. Atıcılarımız o dönemde hep esprili tipler, bizim stand up’cılarımızdı…
Biz eskiler bir araya geldiğimizde hala önceki eskileri, unutulamayanları saygıyla anıyoruz…
Ancak, acaba diyorum; boksörlerimiz, karatecilerimiz, tekvandocularımız kroşe güçlerini artırmak için disk antrenmanı yapsalar nasıl olur?
Şahsen açısal kuvvet… Branşa dair özel güç özelliklerini geliştireceklerine kaniyim…
Böyle bazı branşların diğer spor dallarına katkısı olan destek hareket zenginlikleri var…
Bir başka örnek ise, yıllardır güreşçilerin judo çalışması gerektiğini gözlemliyor olmamdır…
Şöyle ki; judoda açı bozma, kontra güç oluşturma, güç boşaltma, rakibin yüklendiği gücü alıp kontra teknik yapma gibi bir dizi alternatif hareket var…
Acaba güreşçilerimiz zaman zaman judo çalışarak rakiplerine karşı, karşı teknik ve taktik refleksler oluşturabilir mi?
Yeni teknik gelişmelerle bazı branşların ana spor dalına katkısı düşünülebilir…
Örneğin yüksek atlamada power flop ile yani daha dik açıyla kuvvet flopu dediğimiz teknikle
atlanırken, kulüp yarışında bile olsa uzun atlama pek tavsiye edilmezdi…
Fakat, şimdilerde gelişen teknik ile flying flop atlarken uzun atlama tavsiye edilir oldu… Çünkü uzun atlarken yerde kalış zamanı daha kısadır yüksek atlamaya göre…
Bir yerde artık yüksek uzun atlama olan Flying Flop Stil’de; uzun atlama çalışmak, ayağın yerde kalış zamanına olumlu katkı yapıyor…
Hatta yüksekçilerin engel koşması da take off’a girişte 3 adım ritmini daha iyi yapmalarına destek oluyor…
110 metre engelli koşusu olmasa da 30, 40, 50 metre engel koşullarını bazı ileri gelen yüksekçiler antrenmanlarına dahil ediyorlar. Olimpiyat Şampiyonu Gian Marco Tamberi gibi…
Özetle değerli spor adamlarımızdan iz bırakanlara, hala yeri doldurulamayanlara, yaşayanlarına sağlık, öteki dünyaya göç edenlerimize ise rahmet diliyorum.
Şimdilerde milli takım kamplarında atletlerin bizim dönemimizde olduğu gibi espri yüklü stand up’çı abileri var mı bilmiyorum…