Türk Spor Ajansı

Fenerbahçe’nin İlacı Hastalıktan Kötü

A+
A-
11.04.2021
27
ABONE OL

Fenerbahçe’de oyuncu kalitesine bağlı olarak oyun ve skor memnuniyetsizliği arttıkça teknik direktör Erol Bulut’a karşı yetersizlik ve güvensizlik duygusu kaçınılmaz oldu. Bu durumda daha fazla puan kaybetmemek, kötü gidişe dur demek için kendisine ‘teşekkür’ edildi.

Erol Bulut’un gönderilmesi futbolun içinde (şahsa münhasır) büyük ve esrarengiz bir mesele değil, futbolun doğasında olan doğal bir durumdur. Ancak, Erol Bulut’un gönderilme gerekçesi ve Emre Belözoğlu tercihi tartışma konusudur.

Ali Koç ve yönetiminin, Teknik Direktörlük konusunda Emre Belözoğlu’nu tercih etmesinin temelde iki yanıltıcı sebep öngörülebilir.

Birincisi; kabul görmek ihtiyacı (Ali Koç yönetiminde 3 yılda 5 teknik direktör ve 80 futbolcu değişimi takımın yenilenme ve yapılanma çabası olarak görünse kurulmaya çalışılan sistem dinamikleri açısından önemli bir yıkıma neden olduğundan) kararlarda belirleyici olmaktadır.

İkincisi ise; takım planlamasının Emre Belözoğlu üzerinden yapılmasının neden olduğu zorunlu bir sebep-sonuç ilişkisidir.

Bu tercihin pratikteki karşılığı, Türkiye liglerinin en köklü kulüplerinden Fenerbahçe teknik direktörlüğüne ligin en deneyimsiz antrenörü, Emre Belözoğlu’nun getirilmesidir.

“Başını acemi berbere teslim eden, pamuğunu cebinden eksik etmesin.” Türk atasözü

Aziz Yıldırım döneminde Aykut Kocaman-Christoph Daum eşleşmesini anımsatan, bu tercihte eleştiri konusu Emre Belözoğlu’nun futbol kariyeri, kişiliği veya antrenörlük yeteneği değildir. Sahada doğru plan ve organizasyonun olması, oyununun hücum ve savunma organizasyonları ile geçiş oyunlarını takım halinde birlikte senkronize bir şekilde uygulanması, savunurken hücuma, hücum ederken de savunmaya hazırlık becerisinin takıma kazandırılması, Mesut, Sosa, Pelkas ve İrfan Can gibi bireysel yeteneklerin ortak güce dönüştürülmesi ve oyunun okunması gibi becerilerde antrenörlük deneyimine duyulan ihtiyaçtır.

Emre Belözoğlu’nun transferlerinde büyük rol oynadığı oyuncular ile kısa vade de olası başarılı sonuçlar almasını antrenörlük başarısı olarak değerlendirmesi ve değişimin uzun dönemde verimliliğe dönük etki yaratmadığı sürece bir kazanım olarak değerlendirilmesi doğru değildir. Çünkü, teknik direktör değişimlerinde takımda (tıpkı, Mesut Bakkal’ın Erzurumspor, Özcan Bizati’nin Gençlerbirliği veya Bülent Uygun’un Rizespor’da yaşadığı gibi 3-5 haftalık) ilk periyotta ciddi performans artışı göstermesi, oyuncuların yeni antrenörlerinin gözüne girebilme çabası olarak kabul ediliyor.

Futbol camiasında sezon başladıktan sonra yapılan bu tip değişiklikler “taze kan” olarak nitelendirilen ve “şok etkisi” olarak tanımlanan bu durumda kısa vadede antrenör motivasyona bağlı olarak olumlu sonuçlar alınabilir. Ancak, uzun dönemde bu etkinin azaldığı, hatta bir önceki antrenörün performansına kadar gerilediğini unutmamak gerekiyor.

Bu bağlamda, futbolda kurumsal bir yönetim veya profesyonel bir anlayışta öngörülebilirlik ve risk faktörlerinin hesaplana bilirliği yapılmadan teknik direktör seçimi (denize düşen yılana sarılır misali) bu şekilde yapılmaz/yapılmamalıdır. Çünkü, bilinçsiz, zamansız ve yerinde yapılamayan her teknik direktör değişimi sorunu derinleştirmekten başka bir işe yaramayacağından kulüpler için ekonomik, zaman ve prestik kaybından başka bir işe yaramadığı bilinmedik bir şey değildir. Üstelik, bu durumda takıma yeni gelen her yeni teknik direktör ötekinin mağduru olacağından ‘ilacı hastalıktan kötü’ muamelesi görmesi kaçınılmaz olabilir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.