sporgüncel spor haberlerifenerbahçegalatasaraybeşiktaştrabzonspor
DOLAR
31,0907
EURO
33,7054
ALTIN
2.025,14
BIST
9.361,59
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
18°C
İstanbul
18°C
Açık
Cumartesi Az Bulutlu
18°C
Pazar Az Bulutlu
15°C
Pazartesi Az Bulutlu
14°C
Salı Az Bulutlu
16°C

“KARAKTERİMİ FUTBOL ŞEKİLLENDİRDİ”

“KARAKTERİMİ FUTBOL ŞEKİLLENDİRDİ”

İSTANBUL (TSA)-Hatay’da dünyaya geldi, küçük yaştan itibaren hiperaktif bir çocuk olarak büyüdü. Hayatın zorluklarına karşı bir yandan okudu, bir yandan çalıştı, bir yandan da futbola tutundu. Azerbaycan Millî Takımı’ndan aldığı davet üzerine Bakü’nün yolunu tutarken orada parlayan yıldızını önce Trabzonspor’da, şimdi de Fenerbahçe’de daha yükseğe taşıdı. Türkiye’den gelen daveti ise “Türk Bayrağının altında oynama” düşüncesiyle severek kabul etti. “Beni büyüten şey futbol oldu” diyen 20 yaşındaki millî kalecinin kendine örnek aldığı isim ise İtalya Millî Takımı’nın file bekçisi Gianluigi Donnaruma.

Röportaj: TamSaha / Rasim Artagan

Hatay doğumlu olduğunu ve 4 Şubat 2003’te dünyaya geldiğini biliyoruz. Seni daha yakından tanımak istiyoruz. Ailenden başlayalım istersen.

Babam taksicilik yapıyor, annem ise ev hanımı. Kız kardeşim lisede, abim Osmaniye Üniversitesi’nde Sağlık Yönetimi okuyor. 18 yaşıma kadar Hatay’da yaşadım. Hiperaktif bir çocukluk geçirdim. Kelimenin tam anlamıyla yaramaz çocuktum. Ailemi yordum küçükken. Sabah erken çıkar, akşam geç dönerdim eve. Erkek çocuğu gibi büyüdüm. Abim çok akıllı ve çalışkandır. Ben de çok çalışkanım ama abim çok akıllıdır. O yüzden bana erkek çocuğu, ona kız çocuğu muamelesi yaptılar (gülüyor).

Eğitimine devam ediyor musun?
Ortaokulu Hatay’da okudum. Spor Lisesi’nden mezun oldum. Şimdi Fenerbahçe Üniversitesi’nde ikinci sınıf öğrencisiyim.
Futbolla tanışmanı anlatır mısın?
Dediğim gibi hiperaktif bir çocuk olduğum için 6-7 yaşlarında erkeklerle koşuşturuyordum. Kâğıtları bir araya getirip top oynuyorduk. O zamanlar maddî durumumuz çok iyi değildi. Tüm kâğıtları bir araya getirip bantlayarak top yapıyor ve sektiriyorduk. Önce voleybol oynuyordum. Sonra baktım bana göre değil… Sert spor seviyorum diye futbola yöneldim. Yine erkeklerle oynadım. Taştan veya su doldurduğumuz şişelerden kale yapıyorduk.
O yaşlardayken de kaleye mi geçiyordun?
Aslında hiç kaleye geçmiyordum. Dört sene boyunca oyunculuk hayatım ve gollerim var. Kanat ve forvet oyuncusuydum. Futbola başladıktan dört sene sonra Hatay’daki hocam Yunus Kala, fiziğimden dolayı beni kaleci oynatmak istedi. Onun sayesinde Millî Takım’a kaleci olarak çağırıldım. Ortaokuldayken bazen kaleci, bazen de oyuncuydum. Benim için iki forma yaptırmışlardı. Biri oyuncu forması, diğeri kaleci kazağıydı. O zamanlar Hatay’da çok fazla maddî destek yoktu. Bir oyuncuya iki forma yaptırmak kolay bir iş değildi. Sonra kulüp takımı anlamında ilk olarak Tavla Gençlik Spor’da başladım. Tavla küçük bir köy. “Tavla mı oynuyorsunuz?” diye çok dalga geçiyorlardı. Mehmet Turunç hem başkanımız hem de antrenörümüzdü. Beni kaleci olarak takıma çağırmıştı ama ben mızmızdım ve ileride oynamak istiyordum. Dört yıl boyunca oyuncu olarak oynadım. Bu arada artık liseye başlamıştım. Bir maçta kalecimiz sakatlanınca yazılı olmayan “En uzun olan kaleye geçer” kuralı gereği beni kaleci yaptılar. 2-0 gerideydik. Ben kaleye geçtikten sonra 3-2 kazandık ve o günden sonra bir daha kaleden çıkmadım.
Tavla Gençlik Spor’dan sonra ne oldu?

Tavla Gençlik’te 7-8 sene geçirdik. Hep takımın en küçüğüydüm ve ablalarımla oynadım. Daima ilk on bir oyuncusu oldum ve en alttan başlayarak en üst lige kadar çıktık. Takımla yedi şampiyonluk yaşadım. Sonra da yeni kurulan Trabzonspor’a transfer oldum. Bir sezon orada oynadım. İki sezon önce de Fenerbahçe’ye geldim.
Kariyerinde bir de Azerbaycan tecrüben var bildiğim kadarıyla…
Evet, bu olay Trabzonspor’a transferimden önce olmuştu. Öncesinde Türk Millî Takımı’nın U16 kampına katılmıştım. Ancak o zamanlar sadece yeteneğimle sahadaydım. Kalecilik bilgim yoktu, oyun bilgim yoktu. Dolayısıyla bir daha çağırılmadım. Ama sonrasında çok çalıştım. Zaten çok zor bir çocukluk yaşamıştım. Bir yandan antrenman yapıyor, diğer yandan ekstra bir işte çalışıyordum. Ailem benden hiçbir zaman desteğini esirgemedi ve ne zaman para istesem buldular ama bana ailemden para istemek her zaman çok zor gelmişti. Bu nedenle de çalışmaya başlamıştım. Okuldan çıkıp işe, oradan da antrenmana gidiyordum. Böyle bir dönemde çağırılmıştım U16 kampına. Sonra iki yıl boyunca çok çabaladım ama çağrılmadım. Kalecilik adına sıfırdan başladım. Top tutmayı Sedat Türkmen Hocamla öğrendim. Kerem Hocam vardı yardımcı antrenörüm; beni Sedat Hocayla tanıştırdı. Bana kaleciliği öğreten kişi Sedat Hocadır. Bir futbol okulunun kaleci antrenörüydü. Onunla tanışana kadar hiçbir şey bilmiyormuşum. Hiçbir zaman, “Oldum” diyen bir insan değilim. Ablalarıma hep sorarım, “Abla bunu nasıl yapıyorsun?” derim. Kaleci olmama rağmen top kontrolü, çalımlar, uzun toplar dikkatimi çekmiştir. Futbolu çok çok seviyorum. Çok çalışkan bir çocuktum, matematiği çok severdim. Bana göre futbol da bir matematiktir. Ailem okula yönelmemi istese de ben futbolu seçtim. Bu benim mesleğim olacaktı. Küçüklüğümden beri çok net bir insanım. Aynı düşüncelere sahibim. Ben futbolcu olacağım dedim. Hep hedef belirledim, çalıştım ve çaba sarf ettim. Hedeflerime zor tercihler arasından ulaştığım zamanlar oldu.
Bu zor süreçten geçerken Azerbaycan tercihini nasıl yaptın?
Türk Millî Takımı olmayınca iki sene çok çalıştım. Sabah akşam idman yapıyordum. Disiplinin o yaşta sağlanması, beni bugün ben yapan şey… Azerbaycanlı teknik adamlar beni bir lig maçında izleyip beğendiler. İletişime geçtiler ve ben de 17 yaşımı bitirdiğim gün Azerbaycan’a gittim. “Türk Millî Takımı olmadı o zaman Azerbaycan’da oynayayım” dedim. U19 Millî Takımı ile iki kampa gittim, 6 maç oynadım. U19 biter bitmez söz verdikleri gibi beni A takıma çağırdılar. İki hazırlık maçı oynadım. Bunun üzerine Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonspor’dan teklif geldi. Çok gencim, tecrübem yüksek değil. Hatay’dan çıkan bir çocuk için İstanbul çok korkutucu… 19 yaşındayım daha… Benim şehrim gibi bir şehir olmalıydı. Trabzon tam da öyleydi. Aslında küçüklükten beri Trabzon şehrini çok seviyordum. Yeşil doğa beni hep büyülüyor, kendisine çekiyordu. Dolayısıyla Trabzonspor’u tercih ettim.
O sırada 19 yaşındasın ve ince ince bunları düşünüyorsun. Çok erken olgunlaştığını düşünüyorum. 
Zor bir çocukluk yaşadığım ve devamlı çalışmak zorunda olduğum için son kararları her zaman kendim verdim. Ama Sedat Türkmen Hocam da her zaman yanımdaydı. Her zaman iki tarafın da olumlu ve olumsuz yönlerini önüme koyar, “Sen seç. Çünkü bu hayatı yaşayan sensin. Kendi hayatına kendin yön vereceksin” derdi. Aileme de sorduğum zamanlar oldu. Onlar da her zaman kararı bana bırakmıştır.
Geçtiğimiz sezon Fenerbahçe’ye transferin nasıl gerçekleşti?
Trabzonspor’da oynarken Azerbaycan A Millî Takımı’na gitmeye devam ettim. Bu arada Fenerbahçe bana üniversite fırsatı tanıdı. İstanbul’a gelip Fenerbahçe Üniversitesi’ne yazıldım. Buraya gelirken artık ayakları yere daha sağlam basan bir Göknur’dum. Fenerbahçe’de sezonun ikinci yarısında oynamaya başladım. Yarı final, çeyrek final ve final maçlarında kalede ben vardım ve artık tanınmaya başlamıştım. Azerbaycan Millî Takımı’na da gidip geliyordum. Bu süreçte Türk Millî Takımı da benimle temasa geçti. Necla Güngör Kıragası ve Begüm Üresin Hocalarımla yüz yüze konuşabilme şansım oldu. Önce hocamı dinlemek istedim. Bana anlattıklarını can kulağımla dinledim. Gözlerimin içine bakarken benim karakterime ve oyun anlayışıma saygı duyarak bana güvendiğini net olarak hissettim. Bana bakışında bunları gördüm. Samimiyet benim için çok farklı bir şey. Hayatta da geçerli bu. İnsan kendine saygı duyulduğunu hissettiğinde çok farklı oluyor. Onu hissettiğim için aslında kararımı orada vermiştim ama yine de düşünmek istediğimi söyledim. Azerbaycan’dan maddî anlamda yaşıma göre iyi kazanıyordum. Benim gibi çok zor çocukluk geçirmiş biri parayı görünce, “Orayı seçeyim. Otursam da para kazanıyorum” diyebilirdi. Ama asla böyle bir düşünceye kapılmadım. Hiçbir zaman da yetinmedim. Daha fazlasını istediğim için değil, bu işi sevdiğim için yapıyorum. Her zaman belirlediğim hedefler vardır ve o hedefler doğrultusunda ilerlemişimdir. Bu da benim hedefimdi. Kendi hedefim doğrultusunda gitmek istedim ve Türk Millî Takımı’nda oynamayı tercih ettim. Litvanya deplasmanında Millî Marşımızı okurken bile tüylerim diken diken oldu. Bu benim hayalimdi ve bir hayalimi daha gerçekleştiriyordum. Bu benim için çok büyük gurur. Kulüpte bile marş okurken gözlerimi kapatıyorum çünkü gözlerim doluyor. Karakterimi futbol hayatım şekillendirdi. Futbol olmasaydı kendimi düşünemiyorum. Beni büyüten şey futbol oldu.
Henüz yolun başında sayılırsın. Gelecekle ilgili hayallerin ve hedeflerin neler?
Hayalden önce yaptığın iş önemli. Sen hayal edebilirsin. Herkes hayal edebilir. Ama ben başarabileceğim bir şeyi hayal etmek istiyorum ki başardığım zaman o hazzı alabileyim. Eğer gereken çalışmaları yaparsam ve gereken özveriyi yansıtırsam o hayale ulaşabilirim. Olmak istediğim çok şey var. Öncelikle gerçekten bayrağımın altında uzun yıllar oynamak istiyorum. Benim buradaki amacım Türk Bayrağı’nı en iyi şekilde temsil etmek. Zaten hocalarım burada hak eden herkese şans veriyor. Önemli olan kalıcı olmak. Uzun süre burada olmak istiyorum.
Kulüp bazında neleri hayal ediyorsun?
Fenerbahçe formasıyla geçen sezon son anda kaçırdığımız şampiyonluğa ulaşmak istiyorum. Sonra Avrupa’da oynamak gibi bir hayalim var. Gerçekten bunun için çalışıyorum. Eksiklerimi biliyorum ve hocalarımın gözetiminde bunun için çalışıyorum.
Yurt dışında oynamak için dil bilmek önemli. Bunun için neler yapıyorsun?
Kulübümüzün geçen sezon buna yönelik bir çalışması vardı. Bu sene henüz o talepte bulunmadık. Kulüpten istesek bize destek olurlar. Ben çok fazla dizi ve film izliyorum. Antrenörlerin hayatlarına karşı çok ilgim var. Bunu altyazılı şekilde izliyorum. Bunun bana dil öğrenme anlamında çok desteği oluyor. Takımımızda da yabancı oyuncular var. Onlarla devamlı İngilizce konuşmaya çalışıyorum.
Kadın A Millî Takım şu an mental olarak da çok ilerlemiş durumda. Oyuncular da gelişti. Sen bu ortamın içine doğdun. Çok şanslı bir dönemdesin. Nasıl bir Millî Takım buldun?
“Hocalar disiplinli olursa, takım da disiplinli olur” derler… Bize böyle öğretildi. Burada herkes üzerine düşen görevi yapıyor. Bu uyum oluşmuş. Oturmuş bir takıma geldim. Oturmuş takıma gelmek daha zor derler ama çok çabuk uyum sağladım. Herkes ne istediğini inanılmaz şekilde biliyor. Buraya geldiğim için çok mutluyum. Ablalarım bize devamlı bir şeyler öğretmeye çalışıyor. Bu çok değerli. Bu disiplini görmek inanılmaz. Bu atmosferde bırakın beş sene sonrasını yakın zamanı bile hayal edemiyorum.
Yağmur Uraz gibi çok profesyonelce yaşayan bir oyuncuyla bir aradasın. Böylesine profesyonel oyuncularla oynamak sana ne katıyor?
Kesinlikle çok mutluyum. Yağmur ablayla aynı takımda oynuyoruz. Büyüklerimizin çoğu bu şekilde yaşıyor. Onlar bizim için rol model. Onlardan öğrendikçe karakterimiz şekilleniyor. Kendi fikirlerimiz olabilir ama hocalarımızdan, büyüklerimizden gördüklerimizi yansıtıyoruz. Çok zor bir yaşantım olduğu için bu konu benim aklımda daha fazla oturmuş durumda. Erken yatarım, beslenmeme dikkat ederim. Geç yatarsam huzursuz olurum. Çok disiplinli biriyim. Hatta belki kendimi biraz gevşetmeliyim. Bana, “Sen yaşamıyorsun” diyorlar. Bugün özverili olmalıyım ki yarın rahat edeyim. Bu bir tercih…
Hatay’daki deprem sürecini sen ve ailen nasıl atlattınız?
Deprem benim doğum günümden sonraki gün yaşandı. Çok geç uyuduğum bir geceydi. Doğum günüm olmasına rağmen kutlama seven bir insan değilim. Erken uyumaya çalıştım ama uyuyamadım. Babam gece aradı. Telefon titrerken uykuya dalmak üzereyim… Takım arkadaşım Fatma ablanın evindeydim. Telefona baktım ama rüyada gibiydim. Sonra ben aradım ama babamlar açmadı. 15 dakika sonra tekrar aradım, bu defa açtılar. Babam, “Kızım deprem oldu. Biz iyiyiz. Şu an arabadayız” dedi. 7. sınıfa kadar anneannemin evinde büyüdüm. En hassas yanım odur hayatta. Direkt, “Hepiniz orada mısınız? Ninem orada mı?” diye sordum. Babam da “Evet arabadayız. Bitince geçeceğiz eve” dedi.  Tabiî evlerin yıkıldığından bizimkiler dâhil kimsenin haberi yok. Sabaha kadar uyuyamadım. Ertesi gün antrenman iptal oldu. Arıyorum, açmıyorlar. Çok kötüydü benim için. Sağ olduklarını biliyordum ama deprem tekrarladı. Haberlerde gördüklerimiz çok büyük bir felâketti. Malatya, Kahramanmaraş felâket durumda ama Hatay gösterilmiyor. Sonra bir anda bir haber gördüm ki en kötü durumda olan Hatay’mış… Takım arkadaşlarımla devamlı ailemi aradık. Saatlerce ulaşamadık. Üç gün sürdü ulaşabilmem. Çok şükür herkes iyi durumda. Yakın akrabalarımdan, eski takım arkadaşlarımdan, hocalarımdan kaybettiklerim oldu. Ama insanın tek söylediği şey şu oluyor; “Ailem hayatta.” Yaşadığımız için bile şanslıyız. Depremden dört gün sonra kuzenim enkazdan çıkınca ailem Hatay’dan çıktı. Ben onları İstanbul’a çağırdım. Aldığım maaş bu sene iyi ama geçen senelerde öyle değildi. Elimde hiçbir şey yoktu. Ama hiç düşünmedim. Ailemi direkt çağırdım. Nerede kalacaklarını bilmiyordum ama çağırdım. Yöneticimizle konuştum, “Ailem geliyor, kalacak yerleri yok” dedim. Fenerbahçe hemen bir çözüm buldu. Kulübün desteğiyle bir ev tuttular. Yaklaşık 8 ay boyunca İstanbul’da yaşadılar. Onların gelmiş olması bile beni hayata tutundurdu. Bu küçük yaşta tüm bunları yaşamak, karakterini de güçlü kılıyor. Onların oraya gelmesi bana çok büyük bir güç oldu. Ben oynamaya başladığım dönemlerde deprem olmuştu. Mental olarak sahaya kendimi verebilmek çok önemliydi. Bugün sahaya çıktığımda hissettiğim şey, güçlüyüm duygusu. Ayaklarım yere basıyor. Ailemin gelişiyle bunu kazandım. Kulübüm bana erzak yardımı da yaptı. Bu benim için çok önemliydi.
Zor şartlardan çıkıp gelen ve A Millî Takım’a yükselen bir gençsin bugün. Yaşadığınız tüm sıkıntıların ardından ailenle bunları konuştuğunda ne söylüyorlar?
Çok duygulanıyor. Çünkü yaşadığım zorluklara en çok şahit olan kişi annemdi. O zor zamanlardan çıktığım için annem hep, “Sen her şeyi kendin var ettin” der. Bana bakarken bile o gururu gözlerinde görebiliyorum. Benim de amacım ailemi mutlu etmek ve gururlandırmak oluyor. Bazen ben bile saha içinde, “Neredeydim, nereye geldim” diyorum. Ailem de bunu net gördü. Final maçı oynadım. Annemle konuştuğumda ağlıyordu. Kaleci olduğum için golleri ben yedim mâlûm. Ailemin değişimin farkında oluşu benim için çok büyük mutluluk.
Kendine örnek aldığın sporcular var mı?
Çok fazla maç izlemeye çalışıyorum. İtalya Millî Takımı ve Paris Saint-Germain’in kalecisi Gianluigi Donnaruma’yı örnek alıyorum. Maçlarını sürekli izliyorum. Genç yaşta kaleyi aldı ve bırakmadı. Tecrübe çok önemli ama onun önünde tecrübeli bir insan olmasına rağmen kaleyi alması çok örnek alınası bir durum.

Kaynak: TFF Tamsaha Dergisi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.