Betpasgiris.vip restbetgiris.co betpastakip.com restbet.com betpas.com restbettakip.com güvenilir casino siteleri casino siteleri canlı casino siteleri deneme bonusu veren siteler

sporgüncel spor haberlerifenerbahçegalatasaraybeşiktaştrabzonspor
DOLAR
45,3532
EURO
53,5211
ALTIN
6.875,62
BIST
15.062,65
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
22°C
İstanbul
22°C
Hafif Yağmurlu
Pazar Az Bulutlu
23°C
Pazartesi Az Bulutlu
25°C
Salı Az Bulutlu
25°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
20°C

Doç. Dr. Recep CENGİZ

rcengiz1965@gmail.com 01.06.1965 Diyarbakır doğumlu. Lisans, Yüksek lisans ve Doktora eğitimini: Ankara Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor A.B.D.’da tamamladı. Ulusal ve uluslararası bilimsel Kongre ve Sempozyumlarda 84 bildirisi bulunmaktadır. Ulusal ve uluslararası spor bilimleri dergilerinde 45 yayınlanmış makalesi yer almıştır. “O Küçe Senin Bu Küçe Benim”, “Kulübümüz Köklü, Camiamız Büyük Allah Kerim”, “Köşeli Yazılar”, “Top Patladı Şimdi Onarma Zamanı”, “İletişim”, “Sporda İletişim”, “Futbolda Yıldırma” ve “Her Sorun Futbola Gol Oluyor” kitaplarını yazdı. TBMM ve bazı bakanlıklarda çeşitli komisyonlarda görev aldı. Birçok ödül sahibi, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Rekreasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olan yazar evli ve iki çocuk babası.

Topu Bıraktılar, Vatan İçin Koştular

18.03.2026
31
A+
A-

Çanakkale Savaşı yalnızca bir cephe mücadelesi değildir. Aynı zamanda bir kuşağın hayalleri, gençliği ve geleceğini vatan toprağına emanet ettiği büyük bir varoluş sınavıdır.
O kuşağın içinde sadece köylüler, öğrenciler ve memurlar yoktu; sahaların, salonların, ringlerin, pistlerin ve minderlerin gençleri de vardı.
Atletizm, binicilik, boks, cirit, jimnastik, güreş, eskrim, futbol, kürek, okçuluk ve yüzme sporcuları… Kısacası sporu hayatının merkezine koymuş bir nesil, aynı disiplinle çok sayıda sporcu cepheye gitti (Beşikçi, 2014; Cumhuriyet Ansiklopedisi, 2003; Fişek, 1985; Hasdemir, 2010).
Örneğin, bu dönemin simge isimlerinden Daniş Karabelen, sporcu-asker kimliğinin önemli örneklerindendir. 1915’te Çanakkale Cephesi’ne gönderilmiş, savaş sonrasında Türk ordusunda önemli görevler üstlenmiştir. Aynı zamanda Türkiye’nin ilk millî sırıkla atlama şampiyonudur (Kutay, 1993).

Bir başka isim, Çanakkale’de bir taburun imamı olan Hafız Kemal’dir.  Dört arkadaşıyla birlikte hücum emrini bekliyordu. Emir geldiğinde, elinde Kur’an-ı Kerim ile ilk o ileri atıldı. Yanında “Allah Allah” diyerek hücuma kalkan İstanbullu bir Yahudi asker arkadaşı da (adı kesin bilinmiyor; olası isimler Yuda Hekim veya Aram Salamon)vardı. Şarapnel isabetiyle Hafız Kemal yaralandı; Yahudi arkadaşı ise ağır yaralı olarak kaldırıldığı sağlık çadırında kurtarılamadı. Hafız Kemal’in tedavisini kardeşi Dr. Vasıf yaptı ve o cepheden gazi olarak ayrıldı.

Savaş sonrasında Hafız Kemal, her yıl 18 Mart’ta Mehmet Çavuş Abidesi önünde, başta Çanakkale’de şehit düşen şehitler için mevlit okudu. Tophane ve Süleymaniye camilerinde baş müezzin olarak görev yaptı. Aynı zamanda güreş, yüzme ve okçulukla ilgilendi; İstanbul Ok Spor Kulübü’nü kurdu. Onun hayatı, sporun disiplin, inanç, fedakârlık ve vefa ile birleştiğinde nasıl güçlü bir toplumsal değere dönüştüğünü gösterdi(Özdemir, 2010; Yalçın, 2013).

Türk olmayan takımlarla mücadele etmek amacıyla kurulan Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş başta olmak üzere; Anadolu, Beykoz, Darülfünun, Darüşşafaka, Haydarpaşa, Hilal, Terbiye-i Bedeniye, Nişantaşı, Mümaresat-ı Bedeniye, Türk İdman Ocağı ve Şehremini kulüplerinde yetişen birçok sporcu; kramponunu, eldivenini, minderini, sırığını ya da kispetini bırakıp silah kuşandı.

Cepheden cepheye giden bu gençler sahayı terk ederken alkış beklemedi. Bir maçı değil, bir ömrü geride bırakmayı göze aldı. İşgal altındaki İstanbul’da kalan sporcular ise İngiliz ve Fransız asker takımlarını yenerek halkın moralini yükselttiler. Bu karşılaşmalar, bir spor müsabakasından çok psikolojik direniş işlevi gördü (Atabeyoğlu, 1991).

Galatasaray, Çanakkale’de yalnızca futbolcularını değil, neredeyse bir kuşağını kaybetti. 1915–1918 yılları arasında liglere düzenli katılamamasının temel nedeni buydu. Hasnun Galip, Neşet ve Zeki… Henüz yirmili yaşlarının başındaydılar. Okulu, sporu ve gelecekleri vardı. Cephe çağrısı geldiğinde tereddüt etmediler. Üstlerinden formayı çıkardılar, kramponlarını bırakıp, ellerine silah alıp cephelerde şehit düştüler. Çoğunun mezarı yoktur; ancak adı bugün hâlâ Galatasaray Lisesi’nin duvarlarında isimleri yaşatılmaktadır (Galatasaray Lisesi Arşivi).

Beşiktaş’ın hikâyesi, spor ile askerlik arasındaki bağın en belirgin bir başka örneğidir. Kulübün kuruluş yapısı askerî disiplinle iç içedir. Jimnastik ve güreş yapan sporcuların büyük bölümü uzun süre askerlik yapmış ve cephelerde aktif görev almıştır (Doğan, 2002).

Fenerbahçeli Arif, Galip, Haldun, Hüsnü, Neşet, Mustafa Bey ve Zeki gibi futbolcular ise “Önce Vatan!” ilkesini sahadan cepheye taşıdılar. Bazı anlatımlara göre, askerlik görevindeyken cepheden maça gelip yeniden cepheye dönen futbolcular vardı. Çünkü onlar için saha ve vatan aynı sorumluluğun iki yüzüydü.

Fenerbahçe Kaptanı Galip’in (Kulaksızoğlu) ile kayıkçı arasında geçen konuşmada şu detaylar yer alıyor: ‘Kaptan Galip elini cebine attı, birkaç mecidiyeyi kayıkçıya uzattı.
Kayıkçı, aralarındaki konuşmalardan, cepheden Fenerbahçe maçı için gelen neferler olduklarını anlamıştı.
Kayıkçı, Kaptan Galip’in uzattığı mecidiyeleri tebessüm ederek geri çevirdi.
Hele siz maçınızı oynayın, dönüşte ödersiniz beyim.
Dönüşte seni nerden bulalım efendi al paranı, dedi Galip.
Bak anlaşalım beyim!
Eğer maçı kazanırsanız dönüşte de para almam. Kaybederseniz, ikisini birden alırım.
Kadıköylü müsün efendi?
Kadıköylüyüm.
Serin olun beyim, zaten bu tarafa geçecektim. Hem ben Fenerbahçe için bunca yolu tepip gelenlerden para almam.
Hele cephede düşmana karşı mücadele eden kahramanlardan hiç almam.”

Bu durum, dönemin spor ahlakını ve sorumluluk bilincini göstermesi açısından dikkat çekicidir (Akpınar ve Akşin, 2001; Dağlaroğlu, 1987).

Fenerbahçeli Arif’te “Önce vatan” ilkesini sahadan cepheye taşıyanlardandı. Ancak bir maç günü acı haber geldi: Yüzbaşı Arif şehit düşmüştü. Haberi maça tek başına gelen Mülazım Hasan verdi. Bunu duyan Kaptan Galip, yanındaki ahşap sandalyeye çöktü. Kulüp binası yeniden yas yerine döndü; herkes birbirine sarılıyor, gözyaşlarını tutamıyordu. Saha kenarındaki Arif’in formasına bakıldığında, sanki “Oynasana… Sen de mi öldün?” diye soruyordu (Dağlaroğlu, 1987).

Bu isimlerin cephedeki mücadelesi sadece bireysel cesaret değil, bir toplumsal duygu ve spor kültürünün dönemin zor koşullarında nasıl biçimlendiğinin somut göstergesidir. Bir futbolcu için forma giymek ne kadar anlamlıysa, cephede silah kuşanmak da aynı ölçüde bir vatan borcuydu.

O yıllarda kulüpler bugünkü gibi düzenli istatistikler tutmuyordu. Bu nedenle kesin sayılar vermek zordu. Ancak mevcut belgeler, futbol başta olmak üzere güreş, atletizm ve jimnastik branşlarından çok sayıda sporcunun Çanakkale ve diğer cephelerde görev aldığını; önemli bir kısmının da şehit düştüğünü göstermektedir (Mutlu, 1996).

Arif, Celal İbrahim, Cemil, Halim, Hasnun Galip, Hüsnü, Kaleci Hamdi, Kaptan Galip, Kaptan Kazım, Kürt Celal, Rıdvan,  Neşet ve Zeki gibi futbolcular bu hikâyenin bilinen yüzleridir.

Çanakkale’de yüzlerce sporcu savaşması ve birçoğu geri dönmemesi, sporun dönemin toplumsal yapısındaki yerini ve sporcu kimliğinin askerlikle nasıl bütünleştiğini açıkça göstermektedir.

Çanakkale’deki direniş, zamanla sporun diline de yerleşti. “Çanakkale geçilmez” sözü, Türk futbolunda sağlam ve dirençli savunmaların simgesi hâline geldi. Savunma, sadece taktik bir tercih değil; bir karakter meselesi olarak görüldü. Oyuncular mevziini korur, geri adım atmaz, yorulsa da vazgeçmez. Bu anlayış, bireysel yetenekten çok birlikte hareket etme bilincine dayanır.

Bu kültürel miras, Türk futbolunda savunma geleneğini şekillendirdi. Oyunu daraltma, rakibe alan bırakmama ve skoru koruma refleksi; yalnızca teknik bir tercih değil, tarihsel bir direniş zihniyetinin yansımasıdır. Askerî bir söylem, zamanla futbol terminolojisinde kalıcı bir metafora dönüşmüş; savunma, zihinsel ve kültürel bir duruşun ifadesi olmuştur.

Sonuç olarak, Çanakkale’de şehit düşen sporcular yalnızca bir savaş hikâyesi bırakmadı. Onlar, sporun bir milletin karakterini nasıl şekillendirdiğini gösterdi. Bugün tribünlerde yükselen tezahüratlar, mindere çıkan güreşçiler, piste çıkan atletler; farkında olsalar da olmasalar da o mirasın devamıdır. Çünkü bu topraklarda spor hiçbir zaman sadece bir oyun olmadı. Bazen bir kulübün değil, bir kuşağın ve bir ülkenin kaderi oldu. Bu sporcular, geride madalya değil; bir vatan bıraktılar.

Ruhları şad mekanları cennet olsun.

Kaynaklar:

  • Akpınar, A. (2015),  Çanakkale’de Efsane Fenerbahçeliler, İstanbul: Muştu Yayınları.
  • Akşin, S. (2001). İstanbul Hükümetleri ve Millî Mücadele. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları.
  • Atabeyoğlu, C. (1991). Türk Spor Tarihi. İstanbul: Fotospor Yayınları.
  • Beşikçi, M. (2014). Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Seferberliği. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları.
  • Yıldız, D. (2002), Beşiktaş JK Tarihi, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • Fişek, K. (1985). 100 Soruda Türkiye Spor Tarihi. İstanbul: Gerçek Yayınevi.
  • Hasdemir, H. (2010). İstanbul’un 100 Spor Kulübü. İstanbul: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları.
  • Cumhuriyet Ansiklopedisi (2003). Cilt 3. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • Galatasaray Lisesi Arşivi. Çanakkale Şehitleri Kayıtları.
  • Kutay, C. (1993). Beş Kıt’ada Bir Türk Paşası Daniş Karabelen, İstanbul: Şahsi Yayınlar.
  • Mutlu, E. (1996). İletişim, Spor ve Toplum. Ankara: İmge Kitabevi.
  • Özdemir, H. (2010). Çanakkale Hatıraları ve Tanıklıklar. Ankara: Türk Tarih Kurumu.
  • Yalçın, S. (2013), Bu Dinciler, O Müslümanlara Benzemiyor, İstanbul: Doğan Kitap.
  • Dağlaroğlu, R.(1987), “1907-1987 Fenerbahçe Spor Kulübü Tarihi”, İstanbul: Ofset Yayıncılık.
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.