Betpasgiris.vip restbetgiris.co betpastakip.com restbet.com betpas.com restbettakip.com güvenilir casino siteleri casino siteleri canlı casino siteleri deneme bonusu veren siteler

sporgüncel spor haberlerifenerbahçegalatasaraybeşiktaştrabzonspor
DOLAR
48,1125
EURO
56,2086
ALTIN
7.197,14
BIST
14.473,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
30°C
İstanbul
30°C
Az Bulutlu
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Hafif Yağmurlu
26°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
26°C
Pazar Az Bulutlu
29°C

Nursel GÜLAY

nurselgulay@gmail.com 1945'te İzmir'de doğdu. Okul spor yurtlarında başladığı atletizme; milli sporcu, uluslararası hakem, hakem hocası, il temsilcisi, kulüp yöneticisi, federasyon üyesi olarak hizmet etti. Spor muhabirliği ile başlayan meslek yaşantısında hep sporla iç içe görevlerde bulundu. İzmir Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü ve Ege Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yüksek Okulu'nda memur olarak, İzmir AAK, Yu-Pi ve Çimentaş Kulüplerinde ise yönetici olarak çalıştı. İzmir Masters Derneği, Naili Moran Atletizm Vakfı, Bornova Kültür Sanat Spor Vakfı, İstanbul Atletizm Vakfı gibi kurumlarda çeşitli görevler alan Gülay, Türkiye Futbol Adamları Derneği tarafından 'İnsanlar Yaşarken de Anılmalıdır' organizasyonunda “Spora Hizmet Ödülü” ile taltif edildi. Gülay, Halen, TMOK ve Türkiye Atletizm Vakfi üyesi olarak Türk Sporuna katkısını sürdürmeye çabalıyor.

Bir Otobüs Penceresinden Şampiyonluğa…

24.08.2026
83
A+
A-

Hayat Bazen Bir “İnecek Var!” Çığlığıdır

Bazı insanlar vardır; hayatlarının dönüm noktalarını takvim yapraklarına kırmızı kalemle kazırlar. Benim hikâyem ise ne büyük planlarla ne de profesyonel hedeflerle başladı. Benim hikâyem, şanslı bir şehirde, şanslı bir zamanda ve belki de hayatımın en fevri ama en doğru kararıyla başladı.

Dünyanın kendini yeniden inşa etmeye çalıştığı o tarihi eşikte, 1945 yılında İzmir Karşıyaka’da açtım gözlerimi. Cumhuriyet’in pırıl pırıl aydınlattığı günlerde, Ürüm ailesinin beşinci çocuğu olarak… Anneannemin Girit’ten mübadeleyle getirdiği o köklü anıların, bahçesinde dev bir manolya ağacı ve balık havuzu olan o masal gibi evinde başlayan çocukluğum, kısa süre sonra Karşıyaka’nın çocuk cıvıltılarıyla dolu sokaklarına taştı.

O zamanlar sokaklar bizim en büyük spor salonumuzdu. Boş arsalarda kız-erkek ayrımı olmadan koşturur; dokuzkiremit, çelik çomak oynar, kan ter içinde yakalamaca kovalardık. Bir kavga mı çıktı? Bizden büyük mahalle abileri, ablaları gelir, bugün adına “fair-play” dediğimiz o centilmenlikle meseleyi iki dakikada tatlıya bağlayıverirdi.

Türkbilli İlkokulu’nda Aliye Bengisu öğretmenimizin bize aşıladığı edebiyat ve kompozisyon sevgisiyle büyürken, içimdeki asıl fırtınanın spor olduğunu Karşıyaka Kız Meslek Lisesi yıllarında anlayacaktım. Aslında spora yabancı da sayılmazdım; evimizin bahçesindeki dut ağacına basketbol potasını çakan ve Ülkü Spor Kulübü’nde ter döken abim Dinçer’in topunu kapıp potaya fırlatmak en büyük eğlencemizdi. Boyumun avantajıyla okul takımında basketbol, ardından voleybol derken lisanslı bir sporcu olmuştum bile.

Fakat gelin görün ki, atletizmle tanışmam tamamen bir inatlaşmanın eseri!
Bir gün okul bahçesinde 800 metre seçmeleri yapılıyor. Hava cehennem sıcağı… Ağaç gölgesine sığınmış koşanları izlerken yanımdaki arkadaşıma, “Yahu bu sıcakta koşmak da hiç akıl kârı değil,” deyiverdim. Arkadaşım taşı gediğine koydu: “Tabii sen hep salon sporlarındasın, dışarıda zaten başaramazsın ki!” İşte o laf öyle bir dokundu ki gururuma, hemen fırladım: “Hocam bir dakika, ben de koşuyorum!” Sonuç? Kendimi okulun 800 metre takımında buldum. Koşmayı zerre sevmiyordum ama forma üstümdeydi bir kere.

Her şey bir yana, kaderin asıl çarkı Karşıyaka Stadı’ndaki antrenmanlarda dönmeye başladı. Okulumuzun ve İzmir’in efsane disk atıcısı Güler Oral, antrenman sonunda kimsenin kafasına disk gelmesin diye tek başına çalışırdı. Bir gün yanıma gelip, “Nursel, ben atınca gidip almaktan yoruluyorum. Ben atayım, sen bana geri atıver,” dedi. Güler diski fırlattı, ben yerden alıp ona doğru savurdum. Savurdum savurmasına da… Attığım disk, dönüp dolaşıp Güler’in tam yanına düşmez mi? İkimiz de donakaldık. İçimden bir ses, “Sen ne yaptın az önce?” diye fısıldıyordu.

Ve o kırılma anı…
Hafta sonu için iki seçenek vardı: Ya okulla Kuşadası gezisine gidip eğlenecektim ya da Alsancak Stadı’ndaki Altın Çivili Atletizm Yarışmaları’nı izleyecektim. Ben gezmeyi seçtim. Annem sefer tasıma mis gibi köfteleri, patatesleri koydu, Karşıyaka İskelesi’nden otobüse bindik.
Otobüs tam Alsancak Stadı’nın önünden geçerken içimde öyle bir şey koptu ki, kendime bile engel olamadan şoföre bağırdım:
“Bir dakika! Ben burada ineceğim!”

Bütün otobüs bana deliymişim gibi baktı. İndim. Tek amacım yarışları izlemekti. Tribüne yönelirken abimin sporcu arkadaşı Özpetek gördü beni: “Burada ne geziyorsun, neden yarışmıyorsun?”
“Üzerimde spor kıyafetim bile yok,” dedim. “Hemen kulüp dolabına git, abinin yedek eşofman altını giy, çık piste!” dedi.
Apar topar abimin eşofmanını giydim. Sahada diğer atletler ısınıyordu. Yanlarına yaklaştım; hiç unutmuyorum, diskçi Ethem Tütüncüoğlu bana ayaküstü diskin nasıl tutulacağını, kuralların ne olduğunu hızlıca anlattı.

Kuşadası’na giden bir otobüsten inip, üzerimde abimin emanet eşofmanıyla girdiğim o ilk resmi disk atma yarışından neyle ayrıldım dersiniz?
Kürsünün en tepesinde, altın madalyayla!
Hayat bazen böyledir işte. Ne kadar plan yaparsanız yapın; sizi siz yapan şey, yolunda giden bir otobüsten tam vaktinde inmeyi bilmektir. İyi ki o otobüsü durdurmuşum, iyi ki içimdeki sese kulak vermişim…
Sizin de hayatınızda Alsancak Stadı’nın önünden geçen bir otobüs mutlaka olmuştur; mesele, o “İnecek var!” çığlığını atacak cesareti gösterebilmekte.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.